|
Administrator
|
Âyetlerin Tefsiri
32. Bu soru, istifhâm-ı inkârı olup olumsuzluk ifâde eder. Allah'a ortak ve oğul nisbet ederek O'na karşı yalan söyleyenden daha zâlim hiç kimse yoktur. kendine Kur'an ve şeriat geldiğinde, düşünüp incelemeden onları yalanladı. Yani, durumu bu olan kimseden daha zalim kimse yoktur. O, her zâlimden daha zâlimdir. O yalanlayıcı kâfirler için, cehennemde, kalacakları bir yer ve sığmak yok mudur? Buradaki soru, istifhâm-i takriridir. Yani, evet, onların cehennemde barınak ve yerleri vardır. [61]
33. Doğruyu getiren peygamberlere ve onu tas*dik edip peşinden giden mü'minlere gelince İşte bu güzel sıfatlarla nitelenen o kimseler her türlü ikram ve ihsana hak kazanan mut*taki ve sâlih kimselerdir. [62]
34. Cennette onlar için huriler, köşkler, lezzetli şeyler nimetler, istedikleri her şey vardır. Onların elde edecekleri bu nimetler, bu dünyada güzel iş yapan herkese verilecek se*vaptır. Tefsircilerden biri şöyle der: " doğruyu getiren" den maksat, Muhammed (a.s.)'dir. "Onu tasdik eden" den maksat, Ebû bekir (r.a.)'dir.[63] Tercih olunan görüş, âyetin umum ifade etmesidir ki, bütün peygamberler ve onlara tabi olanlardan iman ve inancından dolayı doğruya çağıran herkes bu sıfatta ortak olsun. Nitekim, çoğul kipiyle gelmiş olan " İşte kötülükten sakınanlar onlardır" bölümü de bunu gösterir. bu mânâ, İbn Atıyye'nin tercihidir. [64]
35. Peygamberleri tasdik eden o kimseler var ya, Allah onların geçmişte işledikleri kötü amellerini bağışlayacak, yaptıklarından dolayı onları cezalandırmayacaktır. Allah dünyadaki itaatlanndan dolayı, kendisinden bir lütuf ve ik*ram olarak, yaptıklarının en güzeline göre onlara sevap verecektir. Tefsir-çiler şöyle der: Adalet, iyi amellerin de, kötü amellerin de hesap edilmesi, sonra karşılığının verilmesidir. Lütuf ise, Allah'ın takva sahibi kullarına yaptığı muameledir. Allah onların kötü amellerini örter, onların terazile*rinde o kötü amellerin herhangi bir hesabı kalmaz. Allah onlara amellerinin en gü/cllcrinc göre karşılıklarını verir. Böylece güzel amelleri çoğalır ve yükselir ve terazinin kefesi ağır basar. İşte bu, lütuf ve insanın artırılmasıdır. [65]
36. Burada soru edatı olan hemze takrir içindir. Yani Allah, kulu ve rasûlü Muhammed (s.a.v.)'e, ona kötülük yapmak isteyenle*rin kötülüğüne karşı kâfi değil midir? Ebussuûd şöyle der: Bu âyet, Ku-reyş'in Rasulullah (s.a.v.)'a söylediği şu söze karşılık onu teselli etmekte*dir: Ya ilâhlarımıza sövmekten kesinlikle vaz geçersin, ya da sana onlardan delilik veya cinnet isabet edecektir.[66] Ebû Hayyân da der ki: Ku-reyş şöyle dedi: Muhammed, ilâhlarımıza sövmekten ve bizi ayıplamaktan vazgeçmezse, mutlaka ilâhları onlara musallat kılacağız; dolayısıyle ona delilik isabet edecek ve kötülük gelecektir. Bunun üzerine Yüce Allah, aiiI âyetini indirdi. Yani Allah, kuluna kâfidir. Abd (kul)'in Allah'a izafeti, Peygamberi (s.a.v.) için büyük bir şereflendirmedir.[67] Ey Peygamber! Seni, o zararı ve'yararı olmayan putlarla korkutuyor*lar. Allah kimi saptırır ve bedbaht kılarsa, kim olur*sa olsun, hiç kimse onu doğru yola iletemez. [68]
37. Allah kimin mutlu olmasını ister de onu doğru yola iletirse ve doğru yola erenlerin yoluna girmeye onu muvaffak kılarsa, hiçbir kimse onu saptiramaz. Yüce Allah ko*ruyucudur, onun kapısına sığınana zulüm edilemez. Onun, dostlarının inti*kamını düşmanlarından almaya gücü yeter. Çünkü o galiptir, mağlup edile*mez." Düşmanlarından intikam alma gücüne sahiptir. Bu âyette müşrikler için bir tehdit, mü'minler için de bir vaad vardır. [69]
38. Bu âyet, putperestlerin yo*lunun bâtıl olduğuna dâir getirilmiş bir delildir. Yani, ey Peygamber! O müşriklere, gökleri ve yeri kim yarattı diye sorsan, mutlaka onları yaratan Allah'tır derler. Çünkü. Onun yaratıcılıkta tek olduğuna dair delil açıktır. Râzî şöyle der: Herşeye gücü yeten ve hikmet sahibi olan ilâhın varlığını bilme hususunda, insanların çoğunluğu arasında ihtilaf yoktur. Akim fıtratı da bu bilginin doğruluğuna şahittir. Zira kim, göklerin ve yerin harikulade hallerini, bitkilerin ve hayvanların enteresan durumlarını, insan bedenini ve onda bulunan güzel hikmet nevilerini ve hayret verici menfaatleri İncele*yip düşünürse, güçlü, hikmet ve merhamet sahibi bir ilâhın varlığını- itiraf etmenin gerekli olduğunu mutlaka anlar. İşte bunun içindir ki, müşrikler Allah'ın varlığını ikrar etmişlerdir.[70] Ey Pey*gamber! Kınamak ve susturmak maksadıyla onlara de ki: Bu kâinatın ya*ratıcısının Allah olduğunu kesin olarak anladıktan sonra, ondan- başka taptığınız şu ilâhları bana bildirin. Bildirin bana, eğer Allah bana bir sıkıntı veya musibet vermek isterse, putlar c sıkıntı ve zararı benden savabilirler mi* Yahut Allah bana nimet ve bolluktan bir yarar vermek isterse, o putlar br. faydayı benden engelleye bilirler mi? Bu sorunun cevabı, ifadeden anlaşıldığı için söylenmemiştir. Yani, onlar: "Hayır, o sıkıntıyı gideremez o faydaya da engel olamazlar" diyeceklerdir. De ki: Allah bana yeter. Ondan başkasına iltifat etmem. Güvenenler sa*dece O'na güvenirler. Bundan maksat, zarar veremeyen ve yarar sağlayama*yan şeylere ibadet hususunda müşriklerin aleyhine ve Allah'ın bir olduğun; delil getirmektir. [71]
39, 40. De ki ey kavmim Hile tuzak ve al*datma usullerinize göre amel ediniz. Ben de kendi usulünü çalışacağım. Allah'a çağırıp O'nun dinini açıklayacağım. İnsanı rezil ve zelil eden azabın kime geleceğini yakind anlayacaksınız. Kesilmeyen sürekli azap yani cehennen azabı kime incecek? Bu azap bana mı inecek, yoksa size mi inece! göreceksiniz. Bundan maksat tehdit ve korkutmadır. Ebussuûd şöyle der: B âyette şiddetli bir tehdit ve Rasulullah (s.a.v.)'in sürekli olarak Allah'ı] yardım ve desteğiyle kuvvetlendiğine işaret vardır. Düşmanların rezil ol masında, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in galip geleceğine bir delil vardır. Nite kim Yüce Allah Bedr gününde düşmanlarını cezalandırmış ve rez etmiştir.[72]
41. Ey Peygamber! İfadesi mucize ve del li parlak olan bu Kur'an'ı sana, bütün insanlar için apaçık hak ile indirdik. hakka batıl karışmaz; Kim doSru yo1 bulursa, faydası ona aittir. Kim de doğru yoldan çıkarsa, bu sapmasının zirarı kendisinden başkasına ait değildir. Sen onlara bir ve*kil değilsin ki, onları imana zorlayasm. Sâvî şöyle der: Bu âyette, Hz. Pey*gamber (a.s.) teselli edilmektedir. Yani, onların doğru yola gelmeleri senin elinde değildir ki, onları buna zorlayasm. O ancak Bizim elimizdedir. Di*lersek onları doğru yola iletir, dilersek içinde bulundukları sapıklıkta bıra*kırız.[73]
42. Yüce Allah, ecelleri geldiğinde ruhları be*denlerden alır. Bu, büyük ölümdür.Yine Allah, ölmemiş olan ruhları da, uykularında öldürür. Bu da küçük ölümdür. İbn Cüzeyy şöyle der: Bu âyet, ibret alınmak içindir. Yani, Allah ruhları iki şekilde alır. Biri gerçek mânâda tam bir alıştır ki Buna "ölüm" denir. Diğeri ise uyku ölümüdür. Çünkü uykudaki kimse, görememek ve işitememek hususunda ölü gibidir. Yüce Allah'ın, "geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan) o dur"[74] mealindeki âyeti de bu mânâyadır. Âyetin son bölümü, önceki bölüm üzerine atfedilmiştir. Takdiri şöyledir: " Ölmemiş olan ruhları da uykusunda alır"[75] İbn Kesir de şöyle der: Yüce Al*lah, kendisinin, varlık âleminde dilediği gibi tasarruf edici olduğunu, be*denlerden ruhları alan melekleri göndermek suretiyle büyük ölümle uykuda da küçük ölümle ruhları aldığını bildirdi.[76] Sahibini öldürüp de aldığı ruhu tutar, bedene geri göndermez. Uyuyan kimselerin ruhlarını ise, uyandığında, belli bir zamana kadar bedenlerine iade eder. O belirli zaman, gerçek ölüm zamanıdır. İbn Abbas şöyle der: Dirilerin ve ölülerin ruhları uykuda karşılaşır. Allah'ın onlar için dilediği kadar tanışıp konuşurlar. Ruhlar bedenlerine dönmek istedikle*rinde, Allah, ölülerin ruhlarını katında tutar. Dirilerin ruhlarını bedenlerine gönderir.[77] Kurtubî şöyle der: Bu âyette, Yüce Allah'ın kudretinin büyüklü*ğüne, tek ilah olduğuna, öldüren ve diriltenin kendisi olduğuna, dilediğini yaptığına ve bunları Ondan başkasının yapamayacağına dikkat çekilmekte*dir.[78] Bunun içindir ki Yüce Allah şöyle buyurmuştur: İşte bu harikulade işlerde, onları düşünüp ibret alan bir kavim için, Allah'ın ilminin ve gücünün sonsuzluğunu gösteren açık ve kesin alâmetler vardır. [79]
43. Ayetteki edatı idrâb içindir. Yani, onlar düşünmediler, aksine putlardan kendileri için şefaatçiler edindiler. Onların şu kara cahilliğine bak ki, asla hiçbir şeye sahip olamayan varlıkları, kendi leri için Allah katında şefaatçiler edindiler. İbn Kesir şöyle der: Bu, Allah' bırakıp da, putları kendilerine şefaatçi edinmelerinden dolayı müşrikle için bir kınamadır. O putlar, onların, delilsiz ve hüccetsiz, kendiliklerinde! şefaatçi edindikleri şeylerdir. Halbuki onlar, hiçbir şeye sahip değillerdir Ne anlayacakları akılları, ne işitecekleri kulakları, ne de görecekler gözleri vardır. Aksine onlar, birçok hayvandan daha kötü durumdak cansızlardır.[80] Bu soru kınama ifade edeı Yani, ey Peygamber! Onlara de ki: O putlar bu sıfatları taşısalar, hiçbir şe yapamayan cansız, akılsız ve şuursuz varlıklar olsalar da onları şefaatçile edinecek misiniz? [81]
44. Onlara de ki: Şefaat, tek olan Allah'a mahsus tur. Allah'tan başka hiç kimse ona sahip olamaz. Onun izni olmadan hi kimse şefaat edemez. Göklerde ve yerde tasarruf ede O'dur. Beyzavî şöyle der: Yüce Allah bütün mülkün sahibidir. Onun izni rızası olmadan hiçbir kimse, herhangi bir konuda konuşamaz.[82] Sonra kıyamet gününde dönüşünüz sadece O'na olacaktır. O, adaletiyle ar; nızda hükmedecek ve herkese yaptığının karşılığını verecektir.
Bundan sonra Yüce Allah, müşriklerin çirkin fiillerinin bir başl türünü anlatarak şöyle buyurdu: [83]
45. Sadece Allah anılıp da O'nunla birlikte ilâhla anılmadığında ve yanlarında "la ilahe illallah" denildiğinde, Aşırı nefretlerinden dolayı o müşriklerin kalpleri tiksin Putlar anıldığında, hemen sevini neşelenirler. Fahreddin Râzî şöyle der: Bu, müşriklerin çirkin davranışla: nın bir başka türüdür. Sen, bir olan Allah'ı anıp da Bir olan Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Onun ortağı da yoktur" dec ğinde, yüzlerinde ve kalplerinde nefret alâmetleri; putları andığında, kalplerinde ve göğüslerinde sevinç ve neşe alâmetleri görünür. Bu, câhil ve aptallığa delâlet eder. Çünkü Allah'ı anmak mutlukuklarm ve iyilikle başıdır. Cansız putları anmak ise, Cahillik ve aptallıkların en büyüğüd Müşriklerin, Allah'ın anılmasından nefret etmeleri, ve putların anılmas: dan sevinmeleri kara cahilliğin ve koyu aptallığın en kuvvetli delillerdendir.[84]
46. De ki: Ey Allah'ım! Ey göklerin ve ye yoktan yaratıcısı! Ey gizliyi ve açığı bilen! Ey kendisinin gözlerin gördüğü veya görmediği hiçbir şey gizli kalmayan! Sen, adaletin ve hükmünle yaratıklar arasında hüküm verirsin. Benimle bu müşrikler arasında hükmet. Ebû Hayyân şöyle der: Yüce Allah müşriklerin, Allah'ın (c.c.) anılmasından duydukları tiksin*ti ve putların anılmasından duydukları sevinçten dolayı, akıllarının az olduğunu bildirdikten sonra, Rasûlüne kendisiyle düşmanlarının arasını ayırması için Allah'a, kudret ve ilim gibi yüce isimleriyle dua etmesini emretti. Bunda müşrikler için bir tehdit, Peygamber (a.s.)'i de teselli etme vardır.[85] Sâvî şöyle der: Yani, Rabbına dua ve yakarışta bulunarak sığın. Çünkü O herşeye kadirdir.[86]
47. Kur'an ve Peygamberi ya*lanlamak suretiyle kendilerine zulmeden o müşrikler, yer yüzünde bütün mallara sahip olsalar ve onunla birlikte bir o kadarını daha elde etseler. Kıyamet gününde o şiddetli azaptan kurtul*mak için, mutlaka ellerinde bulunan bütün mallarım ve stoklarını kendileri için fidye olarak verirler. Hiç hesaplarında olmayan türlü türlü cezalar onlara görünür. Ebussuûd şöyle der: Bu son der*ece şiddetli bir tehdittir. Artık ondan ötesi yoktur. Vaad konusunda bunun benzeri de" yaptıklarına karşılık olarak onlar için nice sevindirici ve göz aydınlatıcı nimetler saklandığını hiç kimse bilemez"[87] âyetidir. [88]
48. O korkunç günde, işlemiş oldukları kötü amelleri kendilerine görünür, Kendisiyle alay et*tikleri şeyin cezası inip onları her taraftan kuşatır. İbn Kesir şöyle der: Dünyada kendisiyle alay ettikleri azap ve ceza onları kuşatır.[89]
49. O kâfir insana, sıkıntı ve musibetten az bir şey dokunduğunda, Allah'a döner. O'na yalvarır, sonra lütuf ve ikram olsun diye ona Bizden bir nimet verdiğimizde o inkarcı insan, "bu mai bana ancak, kazanç ve ticaret yollarını bildiğim için verildi" der. İş, onun zannettiği gibi değildir. Aksine o nimet, onun için bir imtihan ve denemedir. Kendisine verdiğimiz nimetler hususunda, itaat mı edecek yoksa isyan mı edecek diye onu denemek için verdik, Fakat insanların çoğu, kendilerine bu malın verilmesinin bir imtihan ve deneme olduğunu bilmezler, dolayısıyle şımarırlar. [90]
50. O kelime ve sözleri, onlardan önceki Kârûn ve benzeri kâfirler de söylemişti. Kârûn şöyle demişti: "O servet bana ancak, bendeki bilgi sayesinde verildi1'[91] Ne biriktirdikle*ri mallar, ne de kazandıkları servet onlara hiçbir fayda vermedi. [92]
51. Kötü amellerinin cezasını çektiler. O müşriklerden yani Kureyş kâfirlerinden zulmedenler var ya Ötekilerinin çektiği gibi, onlar da çirkin amellerinin cezasını çekeceklerdir. Beyzâvî şöyle der: Onlar bu cezayı çektiler. Zira onlara yedi sene kıtlık geldi de sonunda İaşe yediler ve ileri gelenleri Bedir'de öldürüldü.[93] Onlar Bizim azabımızdan kaçamazlar. Kaçıp da elimizden kurtulamazlar. Bundan sonra Yüce Allah, onlara veri*len mal ve zenginlik hususundaki iddialarını reddetmek üzere şöyle buyur*du: [94]
52. O müşrikler bilmiyorlar m: ki, Allah bir topluluğa rızkı bol verir, diğerinin rızkını daraltır. Rızık işi, in*sanın zekasının azlığına veya çokluğuna bağlı değildir. O ancak, Allah'ir hikmetine ve taksimine bağlıdır. Bu anlatılanlarda Allah'ın âyetlerine inanan bir kavim için elbette ibret ve deliller vardır Kurtubî şöyle der: Yüce Allah burada sadece mü'minleri zikretti. Çünki âyetleri düşünen ve onlardan yararlanan mü'minlerdir. Mü'minler, nzkıı genişliğinin bazan yavaş yavaş helake götürmek için olduğunu, daraltılma sının da bazan yüceltmek için olduğunu bilirler.[95]
53. De ki: "Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
54. Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün, O'na teslim olun, sonra size yardım edilmez.
55. Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap gelmeden Önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeli*ne tâbi olun.
56. Kişinin: "Allah'a karşı aşırı gitmemden dolayı bana yazıklar olsun! Gerçekten ben alay edenlerdenim!" dememesi.
57. 58. Veya: "Allah bana hidâyet verseydi, elbette sakınanlardan olurdum" dememesi yahut azabı gördü*ğünde "Keşke benim için bir kez (dönüş) imkânı bulun*sa da iyilerden olsam!" dememesi için, (indirilene uyun).
59. Evet, âyetlerim sana gelmişti de sen onları ya*lanlamış, kibirlenmeye kalkışmış ve inkarcılardan ol*muştun.
60. Kıyamet gününde Allah hakkında yalan söyle*yenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Kibir-lenenler için cehennemde bir barınak yok mudur?
61. Allah, takva sahiplerini başlarından ötürü kurtuluşa erdirir. Onlara hiçbir fenalık dokunmaz. Onlar mahzun da olmazlar.
62. Allah her şeyin yaratanıdır. O, her şeye vekil*dir.
63. Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Al*lah'ın âyetlerini inkâr edenler var ya, işte onlar hüs*rana uğrayanlardır.
64. De ki: "Ey câhiller! Bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?"
65. Sana da senden öncekilere de vahyolunmuştur ki: Andolsun, Allah'a ortak koşarsan, işin şüphesiz boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun!
66. Hayır! Yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol.
67. Onlar Allah'ı lâyıkı veçhile takdir etmediler. Halbuki kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarru-fundadır. Gökler O'nun sağ elinde durulmuş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzeh*tir.
68. Sûr'a üflenince, Allah'ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde, ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha üflenince, bir de bakarsın ki on*lar ayağa kalkmış bakıyorlar.
69. Yeryüzü, Rabbinin nuru ile aydınlanır, kitap konulur, peygamberler ve şahitler getirilir ve araların*da hakkaniyetle hüküm verilir. Onlara asla zulmedil*mez.
70. Herkes ne yaptıysa, karşılığı tastamam verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.
71. O küfredenler, bölük hâlinde cehenneme sürü*lür. Nihayet oraya geldikleri zaman kapıları açılır, bek*çiler onlara: "Size, içinizden Rabbinizin âyetlerini oku*yan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi?" derler. "Evet geldi" derler ama, azap sö*zü kâfirlerin üzerine hak olmuştur.
72. Onlara, "İçinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin; kibirlenenlerin yeri ne kötü!" de*nilir.
73. Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bö*lük bölük cennete sevk edilir, oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: "Selâm size! Tertemiz gel*diniz. Artık ebedî kalmak üzere girin buraya" derler.
74. Onlar: "Bize verdiği sözde sâdık olan ve bizi dilediğimiz yerinde oturacağımız bu cennet yurduna vâris kılan Allah'a hamdolsun. İyi amelde bulunanların mükâfatı ne güzelmiş!" derler.
75. Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile teş*bih ederek Arş'm etrafını kuşatmışlardır. Artık ara*larında adaletle hükmolunmuş ve "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun." denilmiştir.
Âyetlerin Öncekilerle Münâsebeti
Yüce Allah, önceki âyetlerde müşriklerin hallerini anlattı ve âhiret-te, içinde bulunacakları zillet ve horluğu açıkladı. Burada da mü'minleri, vakti geçmeden tevbe edip Allah'a dönmeye çağırdı. Sûreyi, Yüce Allah'ın o büyük haşir günündeki azametini anarak sona erdirdi. O gün ilâhî adalet ve doğru ölçü tecellî edecektir. İyiler bölük bölük cennete, kötüler de bölük bölük cehenneme sevkolunacaktır: "Rablerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete sevkedilir..." [96]
Kelimelerin İzahı
Bağteten, ansızın.
Mesvâ, kalınacak yer. Bir kimse bir yerde kaldığında, denir.
Mekâlîd, hazineler, anahtarlar demektir. Zümerâ, grup grup demektir. Bu kelime, cemaat mânâsına ge*len kelimesinin çoğuludur.
Hazenetuhâ, orada görevlendirilmiş bekçiler demektir.
Konaklarız. Bir kimse bir yere inip orada konakladığında denir.
Hâffîn, kenarlarından ve yanlarından kuşatanlar. [97]
Âyetlerin Tefsiri
53. Ey Peygamber! Günahları işlemek suretiyle kendilerine kötülükte aşırı giden o rnü'min kullarıma bildir ki, Allah'ın bağışlamasından ve rahmetinden ümit kesmeyin, Şüphesiz Yüce Allah, dilediği kimsenin, deniz köpüğü kadar da olsa, bütün günahlarını örter. Çünkü O'nun, merha*meti bol, affı geniştir. Ayetin zahiri, mü'minleri Allah'ın rahmetinden Ümit kesmemeye çağırmaktadır. Zira Yüce Allah De ki, ey kul*larım!" buyurmuştur. İbn Kesîr şöyle der: Bu âyet, kâfir olsun olmasın bütün âsileri tevbeye Allah'a yönelmeye bir çağrı ve Yüce Allah'ın günah ne ka*dar çok olursa olsun, günahlardan dönen ve tevbe eden kimselerin bütün günahlarını bağışlayacağına dâir bir bildiridir.[98]
54. Allah'a dönün itaat, ibadet ve iyi amelle O'na teslim olunYüce Allah'ın azabı size gelmeden önce O'na dönün. Sonra O'nun azabından sizi koruyacak kimse bulamazsınız. [99]
55. Emirlerine sarılmak, yasaklarından sakınmak suretiyle Kur'an-ı Kerim'e uyun. Size İndirilmiş olan en güzel kitaptan ayrılmayın. Kurtuluş ve mutluluğunuz ondadır. Siz gaflet içindeyken, azabın size ansızın gelmesinden önce kitaba uyun. Azabın ne zaman geleceğini bilemezsiniz ki, tedbir alıp hazırlık yapasmız. [100]
56. İsyanda ileri giden bazı kimselerin, "Allah'a itaat ve O'nun hakkım gözetme hususunda kusur ve ek*sikliklerimden dolayı vay halime, bana yazıklar olsun" dememesi için kita*ba uyun. Mücâhid şöyle der: "Allah'ın emirlerini yerine getirmediğimden dolayı yazıklar olsun.[101] Durum şu ki, ben Allah'ın din ve şeriatıyla alay edenlerden idim. Katâde şöyle der: Allah'a itaati yerine ge*tirmemek ona yetmedi, hattâ getirenlerle alay etti. [102]
57. Buradaki edatı tür ifade eder. Yani, kâfir ve günahkâr, ya öyle der veya böyle der. Buna göre âyetin mânâsı şöyledir: Eğer Allah beni doğru yola iletmiş olsaydı, ben mutlaka doğruyu bulur, Allah'a itaat eder ve iyi kullarından olurdum. İbn Kesîr şöyle der: Suçlu pişmanlık duyar ve Aüah'a itaal eden samimi kullardan ve güzel iş yapan kimselerden olmuş bulunmayı ister.[103]
58. O kâfir nefis, azabı gördüğü zaman, "Allah'a itaat etmem ve iyi bir yaşayışta bulunmam ve güzel amel işlemem için, keşke benim dünyaya dönme imkânım olsa" di*yecektir. [104]
59. Bu âyet, "Allah beni doğru yola ilet*miş olsaydı" âyetinin cevabıdır. Yani, evet peygamber göndermek ve kitap indirmek suretiyle Allah'tan sana hidayet gelmişti de, Sen o âyetleri yalanlamış, böbürlenip iman etmemiş ve inkarcılardan olmuştun. Sâvî şöyle der: Kâfir önce pişmanlık duyar, sonra geçersiz deliller getirir, sonra da dünyaya dönmeyi temenni eder.[105] Oysa dünyaya geri gönderilse mutlaka sapıklığına döner. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Eğer onlar dünyaya geri gönderilseler, yine de kendile*rine yasak edilen şeylere dönerler. Çünkü onlar gerçekten yalancıdırlar.[106]
60. Ey muhatap! Kıyamet gününde, Allah'a ortak koşmak ve çocuk nisbet etmek suretiyle O'na karşı yalan söyleyen kimseleri, bu yalanlan ve iftiraları sebebiyle yüzleri kapkara olmuş görürsün. Bu, istifhâm-ı takriridir. Yani, kibirlenip Allah'a iman ve itaat etmeyen kimseler için cehennemde bir yer ve barınak yok mudur? Evet, şüphesiz onlar için cehenem yurdunda bir yer ve barınak vardır. Allah'a karşı yalan söyleyenlerin durumu anlatıldıktan sonra, O'na karşı gelmekten sakınanların durumu anlatılır: [107]
61. Saadete ermeleri ve Onlara herhangi bir sıkıntı ve telâş gelmez ve âhirette üzülüp tasalanmazlar. Aksine onlar, "kâdir-i mutlak olan Allah'ın (c.c.) huzurunda hak meclisinde"[108] emniyet içersindedirler.
Bundan sonra Yüce Allah, etkili bir şekilde va'd ve tehditte bulunduk*tan sonra, ilâhlık ve birliğe ait delilleri anlatmaya döndü. [109]
62. Yüce Allah herşeyin yaratıcısı, bütün mahlukâtm var edicisi ve onlar üzerinde istediği şekilde tasarruf edendir. Ondan başka ne ilâh vardır, ne de rabO herşeyi idare edendir. [110]
63. Göklere ve yere ait her bir hazinenin anahtar*ları o yüceler yücesi Allah'ın elindedir. Allah'tan başkası o hazinelerin işine sahip olamaz ve onlarda tasarruf edemez. İbn Abbâs şöyle der: Mekâlîd. anahtarlar demektir. Süddî de şöyle der: Göklerin ve yerin hazineleri Onun elindedir.[111] Kur'an'm apaçık âyetlerini ve parlak mucizeleri yalanlayanlar var ya, işte onlar en çok ziya*na uğrayanların kendileridir. [112]
64. Ey Peygamber! De ki: Ey câhiller! Allah'ın birliğini gösteren apaçık delil ve alâmetler ortadayken, bana O'n-dan başkasına ibadet etmemi mi emrediyorsunuz? İbn Kesîr şöyle der: Müşrikler, cahilliklerinden dolayı Peygamber(s.a.v.)'i ilâhlarına ibadete çağırdılar. Bu durumda kendileri de onunla birlikte onun ilâhına tapacak-lardı. Onun üzerine bu âyet indi.[113]
65. Burada mukadder bir yeminin ceva*bıdır. Yani, vallahi sana ve senden Önceki peygamberlere vahiy olunmuştur ki, Ey Peygamber! Eğer Allah'a ortak koşarsan, mutla*ka iyi amelin boşa çıkar ve bozulur. Bu yüzden de, âhirette mutlaka ziyana uğrayanlardan olursun. Bu, takdir ve faraziye yo*luyla söylenmiş bir ifadedir. Yoksa, Peygamber (a.s.)'i Yüce Allah koru*muştur. Hâşâ, o, Allah'a ortak koşmaz. O, iman ve Allah'ın,birliği kalesini kurmak için gelendir. Ebussuûd şöyle der: Bu söz, peygamberleri teşvik ve kâfirleri ümitsizliğe düşürmek, Allah'a ortak koşmanın son derece âdî ve çirkin bir şey olduğunu göstermek için, faraziye üslubuyla söylenmiştir.[114]
66. Aksine, ibadeti tek olan Allah'a has kıl. O'ndan başka hiç kimseye ibadet etme. Rabbinin verdiği nimete şükredenlerden ol. [115]
67. Allah'ı gerçek mânâda tanıyamadılar, O'na gereği gibi saygı gösterip yüceltmediler. Ebû Hâyyân şöyle der: O'na gereği gibi saygı gösterip yüceltmediler. O'nu kendilerince hakkıyle takdir edeme*diler. Başkasını O'na ortak koştular ve ibadette O'nunla taşlan ve ağaçları eşit tuttular.[116] Yüce Allah bundan sonra kendisinin ve sânının yüceliğine dikkatlerini çekmek için şöyle buyurdu: Bu, hal cümlesidir. Yani, O'na gereği gibi saygı gösterip yüceltmediler. Halbuki O, yüceliğin son derecesi olan, bu engin kudret sıfatıyle nitelenmiştir, Yeryü*zü, genişliğine ve yaygınlığına rağmen, kıyamet gününde O'nun eli ve kud*reti altında olacaktır. Gökler O'nun kudretiyle topla*nıp dürülecektir. Zemahşeri şöyle der: Bu âyetten maksat, Allah'ın yüceli*ğini tasvir etmek ve O'nun azametinin künhünü bildirmekten başka bir şey değildir. Ancak bu, " kabza" ve " yemin" ile herhangi bir yön kastet-meksizin yapılan bir tasvirdir.[117] "Hadiste şöyle buyrulmuştur: "Allah yeri kabzasına alır, göğü de kudretiyle tutar. Sonra şöyle der: Melik benim. Yer*yüzünün kralları nerde?[118] Yüce Allah, müşriklerin kendisini niteledikleri acizlik ve noksanlık sıfatlarından uzak ve temizdir. Bundan sonra Yüce Allah, âhiretteki korkunç olayları anlattı: [119]
68. Sûra üförülür. Sûr, İsrâfîl (a.s.)'in, Allah'ın emriyle üfleyeceği bir boynuzdur. Buradaki üflemekten maksat, korku üflemesinden sonra meydana gelecek olan "ölüm üfürmesi"dir. İbn Kesîr şöyle der: Bu, üflediğinde, göklerde ve yerdeki canlıların öleceği ikinci üfürmedir.[120] Göklerde ve yerde olanların tümü ölü olarak düşer. "ili Ancak Arş'ı taşıyan melekleri, huriler ve ğilmânlar gibi, Allah'ın, kalmalarını istediği kimseler hariç sonra Sûr'a, başka bir üfleniş üflenecektir. Bu da, diriltme üfleyişidir. O zaman bütün ölmüş olan mahlûkât kabirlerinden kalkıp kendilerine verile*cek emri beklerler. [121]
69. Kıyamet günü. Allah, kullar arasında hükmet*mek için tecelli ettiği zaman, mahşer yeri Onun nuruyla aydınlanır. Mahlûkâtm amel defterleri hesap için getirilir. Güç ve kudret sahibi olan Yüce Allah'ın, ümmetlerinin kendilerine verdik*leri cevabı sormak için peygamberler ve insanların yaptıklarına şahit olan hafaza melekleri (koruyucu melekler) getirilir.[122] Suddî şöyle der: Bunlar, Allah yolunda şehit edilenlerdir. Bütün.kullar arasında ada*letle hükmedilir. Âhirette amellerinin sevabım eksiltmek, veya cezasını artırmak suretiyle onlara azıcık da olsa zulüm yapılmaz. İbn Cü-beyr şöyle der: Güzel amelleri eksiltilmez, kötü amelleri de artırılmaz. [123]
70. Her insana, yaptığı iyi veya kötü amelin karşılığı ödenir, Yüce Allah her insanın yaptığını en iyi bi*lendir. Ne yazıya ihtiyacı vardır, ne de şahide. Bununla birlikte, delille sus*turmak için, amel defterleri şahitlik eder.
Bundan sonra Yüce Allah, bütün bahtiyar ve bedbahtların varacağı yeri açıklamak üzere şöyle buyurdu: [124]
71. Bütün kâfirler, bölük bölük cehennem ateşine sürülür. Bunların durumu, eşkiyanın dünyada zindana sevkedilmesine benzer. Nihayet cehenneme vardıklarında oranın kapıları, onları karşılamak için ansızın açılır. Cehennem bekçileri, kınamak ve azarlamak için onlara şöyle der: Size, gökten indirilen kitapları okuyacak, insandan peygamberler gelmedi rni? zor günün kötülüğünden korkutacak kimseler gelmedi mi? Onlar, "Evet bize geldiler ve bizi uyardılar. Bize kesin deliller getirdiler. Fakat biz onları yalanladık ve muhalefet ettik. Çünkü bizim bed*baht olacağımıza daha önce hüküm verilmişti." derler. Kurtubî şöyle der: Bu, kendilerine delil getirildiğine dâir onların bir itirafıdır. Azap kelimesinden maksat, Yüce Allah'ın, "Andolsun ki, cehennemi insanlar ve cinlerle toptan dolduracağım"[125] mealindeki sözüdür.[126]
72. Onlara, içinde ebedî kalmak üzere cehennemin ateşine girin denir. Oradan ebediyyen ne ayrılmak vardır, ne de başka bir yere geçiş vardır. Kibirlenip de Allah'a iman et*meyen ve peygamberlerini doğrulamayanlar için cehennem ne kötü bir makam ve barınaktır. [127]
73. Allah'ın emirlerine karşı gelmekten korkan iyi kimseler, en güzel binekler üzerinde bölük bölük cennete sev-kedilirler. Kurtubi şöyle der: Cehenneme gireceklerin sevkedilmesi, on*ların hor ve zelil olarak oraya atılmalarıdır. Bunlara yapılan işlem sultana karşı ayaklanan suçlulara yapılan işleme benzer. Cennete gideceklerin şev*ki ise, onların bineklerinin ikram ve rıza yurduna sevkedilmesidir. Çünkü onlar, ancak binekler üzerinde götürülürler. Onlara yapılan muamele de, krallara gelen heyete yapılan muameleye benzer, tki sevk arasında ne ka*dar da fark var![128] Cennetin kapıları açık olduğu halde mü'rninler cennete geldiklerinde... Nitekim, "Kapılan yalnız| onlara açılmış Adn cennetleri vardır"[129] buyrulmuştur. Savı şöyle der: Önceki âyette kelimesinden önce getirilmeyip burada getirilerek denmeşindeki hikmet şudur: "Hapishanelerin kapıları, suçlular oraya gelinceye kadar kapalı olur. Kapılar suçlular için açılır, sonra yine üzerlerine ka*patılır. Sevinç ve mutluluk kapıları ise böyle değildir. Onlar, girecek kim*seleri beklemek için açık tutulur. Dolayısıyle, öncekinde değil de burada gelmesi uygun düşmüştür.[130] Cennetin bekçileri onlara, "Selam size, ey takva sahibi iyi kişiler! Günah ve masiyet kirinden temizlendiniz. Artık ebedîlik yurdu cennete girin dedik*lerinde... Beyzâvî şöyle der: edatının cevabı hazfedilmiştir. Çünkü önce*ki ifade, onlara yapılan ikram ve gösterilen hürmetin anlatılamayacak ve açıklanamayacak kadar çok olduğunu göstermektedir.[131] İbn Kesîr de şöyle der: Hazfedilen cevabın takdiri şudur: Bunlar yapılınca mutlu olurlar ve kendilerine verilen nimet miktarınca sevinir ve neşelenirler.[132]
74. Cennete girip de orada yerleştiklerin*de, "Bize vadettiği cennete girmemizi gerçekleştiren Allah'a hamd olsun' derler. Tefsirciler şöyle der: Bu âyet, Yüce Allah'ın kullarımızdan takv; sahibi kimselere verdiğimiz cennet işte budur"[133] mealindeki sözüyle müminlere verdiği va'de işaret etmektedir. Ve bizi cennet yurduna sahip kılan Allah'a hamd olsun. Orada, mülk sahibi nin, mülkünde tasarruf ettiği gibi tasarrufta bulunur ve dilediğimiz yerdi konaklarız. Orada hiç kimse bizimle münâkaşa etmez. Allah itaat ederek amel işleyenlerin mükâfatı cennet ne güzeldir. [134]
75. Ey Peygamber! Meleklerin, Rah mân'ın Arş'ını kuşattıklarını ve her taraftan onu sardıklarını görürsün İbadet maksadiyle değil de, zevk için Allah'ı teşbih ede ve O'nu yüceltirler. Kullar arasında adaletle hükmedilir. "Hüküm ve adaletinden dolayı, Âlemlerin Rabbı Allah' hamd olsun" denilir. Tefsirciler şöyle der: Hamd edenler, hem mü'minleı hem de kâfirlerdir. Mü'minler, lütfundan dolayı, kâfirler ise adaletinden de layı Allah'a hamd ederler. İbn Kesîr şöyle der: Bütün kainat, konuşanı konuşmayanı hüküm ve adaletinden dolayı Allah'a hamd eder. Bunu içindir ki Yüce Allah, bu hamd sözünü söyleyeni belirtmemişir. Aksine on mutlak olarak bırakmıştır. Bu ifade, bütün yaratıkların, hamd ederek O'na şahitlik ettiğini gösterir.[135]
Edebî Sanatlar
Bu mübarek sûre birçok edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda özetliyoruz:
1. "İnkâr ederseniz ile şükrederseniz umar ile sakınır üstlerinde ile altlarında, zarar ile merhamet, gayb ile genişletir ile daraltır ve doğru yolu buldu ile , sapıklığa düştü" arasında tıbâk vardır,
2. Tevekkül eder ile tevekkül edenler ve iyi iş yaptılar ile iyi iş" arasında cinâs-ı iştikak vardır.
3. "Onların üstlerinde ateşten gölgeler vardır" âyetinde alay üslûbu vardır. Zira ateşe gölge denmesi alaydır. Çünkü ateş yakıcıdır, gölge ise sıcaktan koruyucudur.
4. "Allah tek olarak anıldığı zaman, âhirete inanmayanların kalpleri tiksinir" âyetinde parlak bir mukabele sanatı vardır. Zira bundan sonra gelen Ama Allah'tan başkası anıldığı zaman hemen sevinirler" bölümü ona .mukabil zikredilmiştir. Yüce Allah, Allah'a karşılık putları, se*vince karşılıkta tiksintiyi zikretmiştir. Aynı şekilde, bahtiyarlarla bedbaht*lardan bahseden şu iki âyet arasında da mukabele vardır: "İnkâr edenler cehenneme bölük bölük sevkedilir" âyetine karşılık Yüce Allah, " Rablerinin emrine karşı gelmek*ten sakınanlar bölük bölük cennete sevkedilir" âyetini zikretmiştir. Mukabele, önce iki veya daha çok mânânın, sonra da tertiple bunların karşılığının getirilmesi demektir. Bu güzelleştirici edebî sanatlardandır.
5. "Allah'ın, göğsünü İslama açtığı kimse.... mi?" âyetinde hazif yoluyla îcâz vardır. Kelâmın akışından anlaşıldığı için haberi zikredilmemiştir. Takdiri: "Allah'ın, kalbini mühürlediği kimse gibi olur mu?" şeklindedir. " Geceleyin ibadet eden kimse... mi?" âyeti de bunun bir benzeredir: Yani, bu kimse, Rabbini inkâr eden kimse gibi midir?
6. "De ki, küfrünle eğlene dur" cümlesindeki emir tehdit ifade eder. Bunun bir benzeri de "- Usûlünüze göre amel edin" âyetidir. Bu da aşırı tehdit ifade eder.
7. Ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?" âyetinde mecâz-ı mürsel vardır. Yüce Allah burada neticeyi zikretmiş, sebebi kas*tetmiştir. Çünkü sapıklık, ateşe girmeye sebeptir.
8. "Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur" âyetinde istiare vardır. Yani "göklerin ve yerin hayır anahtarları ve onların bereket madenleri" demektir. Burada Yüce Allah, hayır ve bereketleri ha*zinelere benzetti ve anahtarlar mânâsına gelen "mekâlîd" kelimesini onlar için müsteâr olarak kullandı. Buna göre âyetin mânâsı, "Rahmet ve lütfunun hazineleri O'nun elindedir" şeklinde olur.
9. "Halbuki kıyamet günü bütün yeryüzü Onun"kabzasmdadır. Gökler Onun sağ eliyle dürülmüş-tür" âyetinde istiâre-i temsîliyye vardır. Yüce Allah azametini, sonsuz gücünü ve büyüklüğü ile akılları hayrete düşüren ve fakat Yüce Allah'ın gücüne nisbetle küçük olan o cisimlerin küçüklüğünü, istiâre-i temsiliyye yoluyla, büyük bir şeyi avucuna alan ve gökleri sağ eliyle düren kimseye benzetti. Şerif Râdî şöyle der: Bu âyette istiare vardır. Yani, Allah'ın kud*reti altındaki arz, bir kimsenin elinde tuttuğu ve avucunun içine aldığı, mülküne sahip olduğu ve başkasının ortak olmadığı şey gibidir. Gökler de O'nun mülkünde toplanmış ve kudretiyle durulmuştur. Zemahşerî de şöyle der: Bu âyet, "kabza" ve "yemin" ile herhangi bir yön kastetmeksizin, Al*lah'ın azametini tasvir etmek ve O'nun azametinin künhünü bildirmek içindir. Çünkü bundan maksat, O'nun engin gücünü göstermektir. Beyan il*minde, bu konudan daha ince, daha nazik ve daha latîf bir konu göremezsin.
10. "Kişinin, Allah'ın yanın*da kusur ve eksikliğimden dolayı vay halime, bana yazıklar olsun dememe*si için..." âyetinde kinaye vardır. Çünkü, Allah'ın yanı mânâsına gelen Allah'ın hakkı ve O'na itaatten kinayedir. Bu, latîf kinayelerdendir.
11. "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin" cümle*sinde, I. şahıstan III. şahsa dönüş vardır. Aslı, "Rahmetim*den ümit kesmeyin" şeklindedir. Edebiyatçılar şöyle der: ", De ki, ey nefislerine zulmeden kullarım...!" âyet-i kerime sinde, güzel edebî sanat türleri mevcuttur. Onlardan biri: Yüce Allah'ın mahlûkâtına yönelmesi ve onlara seslenmesidir. Diğeri kullarım şeklindeki terkipte, kullar, kelimesinin lafz-ı celîline mudâf olmas onlara değer verilmesidir. Bir diğeri, I. şahıstan III. şahsa dönülerek yerine denilmesidir Bir diğeri, rahmetin, bütün isim sıfatları kapsayan "Allah" lafzıyla tamamlanmasıdır. Bir diğeri de, heı mübtedâsı hem haberi marife olan ve ve " fasıl zamiri" ile pekiştiril miş olan cümlesinin getirilmesidir.
12. Âyet sonlarındaki harflerin birbirine uygunluğu*, bu, son derece güzel ve parlaktır. Mesela Yüce Allah'ın şu âyetlerini oku:
Bu ifade güzelliği, parlaklığı ve edasıyla seni etkilemiyor mu? Do-layısıyle, dilin, kendiliğinden Allah'ı zikredivermiyor mu?!
Allah'ın yardımıyle Zümer Sûresi'nin tefsiri bitti. [136]
__________________
Bizde bilirdik sevgiliye karanfil almasını, lakin aç idik yedik karanfil parasını.!!

|