Tekil Mesaj gösterimi
Alt 08-14-2008, 11:05 AM   #37 (permalink)
gümüs
Yeni Üye
 
Üyelik tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 5
Teşekkür: 0
5 Mesajında 5 Teşekkür Aldı
Seviye: 1 [♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 0 / 8
Güç: 1 / 7
Deneyim: 34%

Tecrübe Puanı: 0
Rep Puanı : 375
Rep Derecesi : gümüs is just really nicegümüs is just really nicegümüs is just really nicegümüs is just really nice
gümüs is just really nicegümüs is just really nicegümüs is just really nicegümüs is just really nice
Standart Mahmud Es'ad Coşan - Halid Yaşar

PROF. DR. MAHMUD ES'AD COŞAN RH.A

(14 Nisan 1938 - 4 Şubat 2001)

14 Nisan 1938 yılında, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesinin Ahmetçe köyünde doğdu. Babası Halil Necâti Efendi, annesi Şâdiye Hanım'dır. Anne ve baba tarafından soyu, Buhàra'dan Çanakkale'ye göç etmiştir.

Küçük yaşta iken ailesi İstanbul'a taşındı. 1950'de İstanbul Vezneciler İlkokulu'nu, 1956'da Vefa Lisesi'ni bitirdi. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümü'ne girdi. Arap Dili ve Edebiyatı, İran Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ile Türk-İslâm Sanatı sertifikalarını alarak, 1960 yılında Edebiyat Fakültesi'nden mezun oldu.

Aynı yıl, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'nde açılan asistanlık imtihanını kazanarak, Klasik-Dinî Türkçe Metinler Kürsüsü'ne asistan olarak girdi. Fakülte yayın komisyonunda iki yıl sekreterlik yaptı. 1965 yılında, XV. Yüzyıl şairlerinden olan Hatiboğlu Muhammed ve Eserleri konusunda doktora tezi vererek ilâhiyat doktoru ünvanını aldı. 1967-1968 yıllarında Ankara Yükseliş Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksek Okulu'nda Türkçe ve Hümaniter Bilgiler derslerini verdi.

Askerlik görevine Tuzla Piyade Okulunda başladı (15 Ekim 1971). Ağrı Patnos'ta yedeksubay olarak tamamladı (31 Aralık 1972).

1973 yılında, Hacı Bektâş-ı Velî, Makàlât adlı doçentlik tezi ile doçent ünvanını aldı ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Türk-İslâm Edebiyatı Kürsüsü'ne öğretim üyesi olarak tayin edildi. 1977-1980 yıllarında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi'nde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. Yurtdışında çeşitli üniversitelerde misafir öğretim üyeliklerinde bulundu.

1982 yılında, "İbrâhim-i Müteferrika ve Risâle-i İslâmiyye" isimli takdim teziyle ilâhiyat profesörü oldu. Sosyal ve kültürel faaliyetlere daha fazla zaman ayırabilmek düşüncesiyle, 1987 yılında emekliliğini isteyerek üniversiteden ayrıldı.

* * *

Edebiyat Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, 1960 yazında Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri'nin kızı Muhterem Hanım'la evlendi. Aynı yılın sonbaharında, Ankara İlâhiyat Fakültesi'ndeki asistanlık görevi dolayısıyla Ankara'ya taşındılar.

İlâhiyat Fakültesi'ndeki öğretim üyeliği yıllarında, Hocaefendi'nin kapısı herkese açıktı. Öğrencilerin çok sevdiği ve saygı gösterdiği bir kimseydi. Talebe gelir, kapıyı çalar, derdini anlatır, cevabını alır, müsterih bir çehre ile ayrılırdı. Olaylı ve kavgalı zamanlarda öğrencilerin arasına girer, onları akl-ı selime davet eder, kavgaları önlemeye çalışırdı.

1960'lı yıllarda fakültede resmî ders olarak Kur'an-ı Kerim dersi yoktu. Öğrenciler kendi gayretleriyle, Arapçadan, Farsçadan faydalanarak Kur'an-ı Kerim öğrenmeğe çalışıyordu. Bunu gören Hocaefendi, müsait zamanlarında hasbî olarak, isteyenlere Kur'an-ı Kerim ve Osmanlıca dersleri veriyordu. Öğrencilerini bilimsel araştırmalara, master ve doktora yapmaya teşvik ederdi.

Öğretim üyeleri arasında saygınlığı vardı. Sahasında söz sahibi idi. Özellikle Türk-İslâm edebiyatında, ilk müracaat edilen kimseydi.

Komşuluk ilişkileri çok mükemmeldi. Bütün yorgunluklarına ve yoğunluklarına rağmen, komşularına da vakit ayırırdı. Karşılıklı ziyaretleşmeler olurdu. Ziyaretlerde tebessümü eksik etmezdi. Ziyaret sırasında, kütüphaneden uygun bir kitap alır, orada bulunanlardan birisine bir yer açtırırdı. Sonra oradan bir miktar okuyarak sohbet ederdi.

Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri, hemen her yıl Ankara'ya gelir, evlerinde bir süre misafir kalırdı. Ankara'nın çeşitli semtlerinde, çevre ilçelerde sohbetler, ziyaretler olurdu. Bazen da M. Es'ad Hocaefendi'yi de yanına alır, Anadolu'nun muhtelif şehirlerine beraber seyahat ederlerdi.

* * *

Mehmed Zâhid Kotku Efendi'nin bizzat elinden tutarak kürsüye oturtması ile, İskenderpaşa Camii'nde hadis derslerine başladı (1977). Hafta sonlarında İstanbul'a gidiyor, hadis dersini yapıp Ankara'ya dönüyordu.

Mehmed Zâhid Efendi'nin hastalığında, ameliyatında hep yakın hizmetinde bulundu. Son demlerinde de yanıbaşındaydı. Onun arzusu üzerine, 13 Kasım 1980 günü vefatından sonra, yazılı icazetiyle post'a oturmuştur.

Tasavvufî nisbeti; hocası Mehmed Zâhid Efendi vasıtasıyla Nakşibendî Tarikatı'nın, Hàlidiyye kolunun, Gümüşhâneviyye şubesidir. Ayrıca Kàdiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye, Çeştiyye tarikatlarından da irşada me'zundu.

Onun döneminde hadis derslerine ilgi daha da arttı. Cemaat yer bulamadığı için camiye ilâveler yapıldı, ders dinlenilecek yerler beş-altı kat genişletildi. Caminin yanındaki eski binalar alınarak camiye katıldı. Ayrıca Ankara, İzmir, Bursa, Sapanca, İzmit ve Eskişehir'de mutad hadis dersleri başlatıldı.

Mehmed Zahid Kotku Efendi'nin emri üzerine kurduğu "Hakyol Vakfı"nın çalışmalarıyla bizzat ilgilendi, muhtelif yerlerde şubeler açtırdı. Eğitim ve yardımlaşma faaliyetini yaygınlaştırmak için çalışmalar yaptı. Sanat ve kültürle ilgili çalışmalar yapmak üzere "İlim, Kültür ve Sanat Vakfı"nı, sağlık hizmetleri için "Sağlık Vakfı"nı kurdurdu. Hanımların eğitimiyle ilgili olarak "Hanım Dernekleri"nin; çevre ile ilgili çalışmalar yapmak üzere "İlim, Ahlâk, Kültür ve Çevre Dernekleri"nin kurulmasını ve yaygınlaştırılmasını teşvik etti. Bu çalışmalarla toplu-mun güzel amaçlar için bir araya gelmesini, organize olmasını sağlamaya çalıştı.

Vakıflara ait, harabe haline gelmiş birtakım ecdad yadigârı eserlerin tamir ve tecdidiyle ilgilendi. Onların gayesine uygun olarak tekrar faaliyete geçmesini temin etti. (Ahmed Kâmil Tekkesi, Selâmi Mustafa Efendi Tekkesi, Şeyh Murad Efendi Dergâhı, Şadiye Hatun Şifâ Külliyesi... )

Eğitimin yaygınlaştırılması için basın ve yayın çalışmalarıyla ilgilendi. 1983 Eylülünde İslâm dergisi, 1985 Nisanında Kadın ve Aile ve İlim ve Sanat dergisi yayınlanmaya başladı. Daha sonra Gülçocuk dergisi çıkartıldı. Sağlık ve bilimle ilgili konularda ise Panzehir dergisi yayınlandı. Vefa Yayıncılık adına yayınlanan bu dergilerle yakından ilgilendi ve makaleler yazdı.

Bu dergiler ilgilendikleri sahalarda kamuoyuna önderlik ettiler. Yayınladıkları yazılarla, araştırma dosyalarıyla ve İslâm dünyasından haberlerle halkımızın bilgilenmesine ve bilinçlenmesine katkıda bulundular. İyimser, ümit verici, yol gösterici yazılarla pek çok hayırlı gelişmelere sebep oldular. Haklarında sempozyumlar, doktora tezleri yapıldı. Bir ara İslâm dergisinin tirajı yüzbini aştı. İslâm ve Kadın ve Aile dergileri, 1998 Haziranına kadar aksamadan yayınlarını sürdürdüler.

Kitap yayıncılığı için Sehâ Neşriyat'ı kurdu; çeşitli dinî, edebî, tarihî, kültürel eserler neşredildi. Yayıncılığın geliştirilmesi, haftalık ve günlük yayınlara geçilebilmesi için çalışmalar başlattı. Onun gayretleriyle bir matbaa tesis edildi (Ahsen), dizgi tesisleri kuruldu (Dehâ).

Sesli ve görüntülü yayıncılık alanında hizmet etmek, millî ve mânevî değerlerimize uygun yayınlar yapmak üzere, Ak-Radyo (AKRA) adı altında bir müessesenin kurulmasına öncülük etti (1992). Halen İstanbul'dan radyo yayınları yapılmakta; bu yayınlar uydu vasıtasıyla Türkiye'nin her yerinden, Orta Asya'dan ve Avrupa'dan dinlenebilmektedir.

Onun teşviki ile Ak-Televizyon adı altında Marmara Bölgesine yönelik bölgesel televizyon yayını başlatıldı (1997). Basın-yayın alanında Sağduyu isimli günlük bir gazete yayınlandı (3 Mayıs 1998 - 11 Temmuz 1999).

Kaliteli bir eğitimi temin etmek amacıyla, özel eğitim kurumlarının kurulmasını teşvik etti. Çeşitli illerde ilkokul öncesi, ilkokul ve orta öğrenime yönelik eğitim tesisleri, okullar ve dersaneler kurdurdu. (Asfa)

Halka güvenilir bir sağlık hizmeti verilmesi için poliklinikler ve hastaneler açılmasını teşvik etti. Buna bağlı olarak başta İstanbul olmak üzere bir çok ilde sağlık kuruluşları hizmete açıldı. (Hayrunnisâ Hastanesi, Esmâ Hatun Hastanesi, Afiyet Hastanesi...)

Yurtdışındaki müslümanlarla diyaloğu sağlamak, ziyaretleri kolaylaştırmak amacıyla İskenderpaşa Turizm (İSPA) adı altında bir seyahat acentası kurulmasına öncülük etti. Bu şirket vasıtasıyla hac ve umre programları, çeşitli yurt içi ve yurt dışı geziler; aile ve eğitim toplantıları düzenlendi.

İlmî seviyesi yüksek hocalar yetiştirmek amacıyla İstanbul'da, Ankara'da, Konya'da ve Bursa'da hadis ve fıkıh enstitüleri açtırdı. Buralarda ilâhiyat fakültelerinde okuyan veya mezun olan kimselere, özel hocalardan Arapça, hadis, tefsir ve fıkıh dersleri verdirilmesini temin etti.

Sohbet ve vaazlarına yurt içinde ve yurt dışında büyük ilgi gösterilmesi ve çeşitli yerlere davet edilmesi, onun çok seyahat etmesine neden oldu. Avrupa'da, Kuzey Amerika'da, Afrika'da, Orta Asya'da ve Avustralya'da pek çok ziyaretler, vaazlar, sohbetler yaptı; eğitim programlarına katıldı.

Her yıl hac ve umre dolayısıyla değişik ülkelerden gelen müslümanlarla görüştü, diyalog kurdu. Hakkı ve hayrı, iyiyi ve güzeli tebliğ etme yönünde şumüllü ve verimli çalışmalar yapmaktan bir an bile geri kalmadı. Çevresini de daima bu tür çalışmalara teşvik etti.

1997 Mayıs'ından itibaren hizmetlerini yurtdışında sürdürdü. 1998 yılında Avustralya'nın Brisbane şehrine yerleşti. Tebliğ ve irşad çalışmalarını Avustralya'nın her tarafına yaygınlaştırdı. Pek çok yerde camiler, kültür merkezleri açıldı. Brisban'daki camide, her gün sabah ve yatsı namazlarından sonra, hadis sohbeti yapıyordu.

Radyo sohbetleri yine devam etti. Cuma günleri Ak-Radyo'da yapmakta olduğu hadis sohbetlerine ilâve olarak, salı günleri tefsir sohbetleri yapmaya başladı (29 Eylül 1998). Fâtiha Sûresi'nden başladı. Her sohbette birkaç ayet-i kerime okuyup, izah ediyordu. Vefat etmeden önce yaptıkları son tefsir sohbetinde, Bakara Sûresi 224. ayetine kadar gelmişlerdi.

4 Şubat 2001 (10 Zilkade 1421) Pazar günü, bir cami açılışı yapmak için Grifit şehrine giderlerken, Avustralya yerel saatiyle 12'de (Türkiye saatiyle 04'te) Sydney civarında, Dubbo kasabası yakınlarında damadı Prof. Dr. Ali Yücel Uyarel'le birlikte trafik kazasıyla şehit edildi. Ani şaadetleri ailesi, yakınları, sevenleri ve bütün müslümanlar tarafından derin bir üzüntüyle karşılandı.

Mübarek naaşları, Sydney'de Auburn Gelibolu Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra Türkiye'ye getirildi (8 Şubat Perşembe). 9 Şubat Cuma günü, Fatih Camii'nde yüzbinlerin iştirak ettiği muhteşem bir cenaze namazından sonra, tekbirlerle, salevatlarla, dualarla, gözyaşlarıyla, Ebû Eyyûb el-Ensàrî Hazretleri'nin kabri civarında, Eyüp Mezarlığında toprağa verildi.



Yurt içinde ve yurt dışında çok yönlü sosyal faaliyetlerini, tebliğ ve irşad çalışmalarını vefat edinceye kadar devam ettirdi. Fefatından sonra manevi görevi Halid Yaşar yürütüyor.

Rûhu şâd, mekânı cennetî a'lâ olsun...



Bir takım tekke tomarları vardır. Tekede rulo halinde bulunan kağıtlar vardır..Anenevi olarak sandık içinde şeyhten şeyhe intikal eder. Herkes orada kendi adını kimlere hilafet verdiğini yazar. Böyle bir secere aşağıa kadar gelir...
Mahmud Esad Coşan Hacı Betaş-ı Veli ve Makalat Seha Neşriyat 7 Ksım 1992 Ankara sohbeti Seha 184 Sohbet seri 29 s.37



İÇAZET NAME
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

El-hamdü lillahi rabbil alemin ve's salatü ve's elamü ala seyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.
Allah celle ve Alaya ulaştıran ilimler riyazatlar gülistanında, süluk edip faydalı hale gelen Murat oğlu,Halid Yaşar
sırları gizleyenler Topluluguna girdi.
Allah celle ve ala kendisine güçlükleri kolaylaştırdı.Kalbi Allah celle ve alaya cezb oldu. İştigali Zikrullah oldu.
Yüksek makam sahibi mürşidim Muhammed Zahid (Rh.) Efendimizin bu fakir'e izin verdigi gibi, Murat oglu Halid Yaşar'a
Nakşibediye yolunda isteklilerin terbiyesi için izin verildi.
Yolumuz Şeriat-ı garradır. Şeriat'a muhalefet etmedikçe,Kabul'u kabulumdur, Reddi reddimdir ,eli elimdir
Yardımı yardımımdır.


Sana ve kardeşlerime nasiyatımdır;

Herşeye başlarken Besmeleyi ve Cenab-ı Hak'ka hamdü senayı ve Peygamber Efedimize selat-ü selamı
dilinizden bırakmayın, gönlünüzden çıkarmayın.
Daima tahsil-i ilim üzere olun. Fıkıh ilmine diğer ilimlerden fazla önem verin
Birbirinize arka çevirmeyin, buğuz etmeyin,ayrılmayın. Ayımak isteyenlere fırsat vermeyin.
Ayırmak isteyenler en yakınınız hatta evlatlarınız bile olabilir.
Büyük ve küçük bilumum günahlardan son derece sakının. Kalbe Masivayı koymayın.
Ulama'ya meşayıha, valideyne eza etmeyin ve gönüllerini kırmayın.
Ümmet'in saadet ve selamet-i için siyaseti sağlam ve dürüst yapın.
Hiç bir şeye hiç bir zaman zulüm etmeyin.Mazluma yardımcı olun.
Takvayı kendinize şiar edinin.
Allah'a tevekkülü ehli sünnet ve cemaat görüşlerine uygun olarak itikatları tahsihi,
Sahabe (ra) arasında geçen olaylara dalmamayı ve onlara hüsnüzan beslemeyi tavsiye ederim.
''Ey iman edenler! Allah'dan korkun ve doğrularla beraber olun'' Tevbe 119
Ve sallahu ala seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmayin Velhamdü lillahi Rabbil alemin.

Miskin,Fakir,Hakir,Talebe
... Es'ad ....

1957 Yılında Sandıklı'da dünyaya geldi. 1977 yılında askere alındı. 1979 yılında Sandıklı Belediyesinde çalışmaya başladı. 1980 yılının ilk aylarında belediyedeki işinden ayrılarak mesleğiyle alakalı dükkan açtı. Bu dükkanda elektrik malzemesi satışı ve tesisat işleri yaptı. 1986 yılında rüyada bir zat görür bu zat Mehmet Zahid Kotku (ks) dır. Kimdir nerede oturur araştırır ve altı sene önce vefat ettiğini öğrenir. Dolayısı ile Mahmut Esad Coşan (ks) tanır ve biat eder. Esad Efendiyle ilk karşılaştığında sorar. Adıın ne? Yaşar Mutlu efendim der. Bundan sonra Adın Halid Yaşar olsun der o günden sonra Halid Yaşar olarak anılır. Aynı yıl beş arkadaşı ile konuşur gelin beraber dinimizi öğrenelim ve yaşamaya çalışalım diye.
O güne kadar boş vakitlerini kahvehanelerde geçirirlerdi. Arkadaşları kabul ederler ama nasıl,nerede.kimde? öğreniriz sorusu çıkar. Sandıklıda bulunan çok eski viran olmuş bir Tekke var orayı yeniden yapalım Allah birde hoca verir der. Eski Tekke binasına bakıp gelirken karşılarına Emekli imam Mehmet Atasoy gelir zaten yakinen tanıdığı Mehmet hocaya derki Hocam biz seni arıyoruz. Mehmet Atasoy hoca hayırdır. Hocam sen emekli hocasın biz sana talebe elif den başlayarak bize kiabımızı ve Dinimizi öğret sana düzenli belli bir miktar ücret ödeyeceğiz der. Mehmet Atasoy hoca efendi tamam kabul ediyorum yalnız ücreti yani parayı kabul etmiyorum der. Halbuki Mehmet hoca efendinin emekli maşından başka geliride yok maddi sıkıntı çekdiğide oluyor. Buna rağmen ücret kabul etmiyor. Yıllaca Mehmet hoca efendiden istifade edilir sözkonusu Tekke binası hala müslümanlara hizmet veriyor.
''Mehmet Atasoy Hoca Efendi1999 ylında Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Allah rahmet eylesin.
Peygamber efendimizin yanında buluşmak nasip eylesin.'' 1988 yınında Sandıklıda talebe faliyetlerine başlar 1990 yında Sandıklı Ekspres gazetesini çıkarır 1993 yılında İpekyolu adında bir Radyo yayın hayatına başlatır 1996 yılında mahkeme karaı ile kaptılır bütün malzemeleri müsadere edilir. Bu yüzden bir müddet medereseyi yusufiyede kalır. Bütün bu hizmetleri kendi imkanları ile yapmıştır hiç bir kişi ve kuruluştan maddi yardım almamıştır. Mart 1999 yılında yurtdışında bulunan Mahmut Esad Coşan'dan (ks) bir telefon gelir İstanbula gitmesini ister şunu şöyle yap bunu böyle yap diye söyler emri üzere ertesi gün istanbula gider. Bazı sıkıntılı günler yaşar bu sürec sonu 4 Şubat 2001 gelir Mahmut Esad Coşan (ks) Nakişbendiyye Tarikatını Halidiyye kolulunun,Gümüşhanevî Dergâhı'ı olrak bilinen, Mahmut Esad Coşan,ın verdiği icazet ile Halid Yaşar Tasavvuf faaliyliyetlerini sürdürüyor. İstanbulda ikametetmekte.
MevlanaHalid-i Bağdadi (KS)
Şimdiki zamanda ise şeyhlik,süluk ile mürşid-i kamilden me'zuniyyete münhasır olmayıp, ekseriyya babadan kalıyor...
Bunlara "müteşeyyih"denir(ya'ni yalancı şeyh,uydurma şeyh demektir)...
Risale-i Halidiyye Adab-ı Zikir Risalesi s.88

Amed Ziyaüddin Gümüşhanevi (KS)
Ancak kamil bir şeyhden tarıkat adabını alan kendisine apacık irşad izni verilen ve selefin sünneti üzere hırka
geydirilerek yazılı icazet verilen kişi şeyh olabilir...
Gümüşhanevi Cami u usul s.35 el Hani el-Behcetü s saniyyes.10 İrfan Gündüz HalidiyyeTarıkatı Seha neşriyat s.241

Mehmed Zahid Kotku (KS)
Babadan veya dededen mevrüs müteeşeyyih evlatlarla ilimsiz ve amelsiz şeyh kıyafetindeki kimselerle
musahabet caiz degildir.Herkim ki cenabı hak ile zamirim halisidir.Hakikir ütbeye erdim diyerek zahiri
şeriyata mukayyet olmaz ve tekelif-i şer iyenin kedisinden sukutu idda ederse iyi bilsinki böyle olan
kimseler dinde meftundur.İlhad zındıka ve ibahiyededendir.Böyleleriyle musahabetten sakınmanızı
tavsiye ederim zira semmi katildir... Mehmed Zahid Kotku Tasavvufi ahlak cilt.2 s.230

Mahmud Esad Coşan (KS)
Bir takım tekke tomarları vardır. Tekede rulo halinde bulunan kağıtlar vardır..Anenevi olarak sandık içinde
şeyhten şeyhe intikal eder. Herkes orada kendi adını kimlere hilafet verdiğini yazar. Böyle bir secere aşağıa kadar gelir...
Mahmud Esad Coşan Hacı Betaş-ı Veli ve Makalat Seha Neşriyat 7 Ksım 1992 Ankara sohbeti Seha 184 Sohbet seri 29 s.3

12 OCAK 2008 Mecidiyeköy / Halid YAŞAR


El-hamdü lillahi Rabb-il-alemin, ves-salatü ves-selamü ala seyyidina Muhammedin ve alihi ve sahabihi ecmain.
BİAT
Lugat anlamı: Bağlılığını, itimadını bildirmek. Birisinin hakemliğini veya hükümdarlığını kabul etmek. El tutarak bağlılığını alelen izhar etmek.
Bağlılığını tazelemek.Anlamına gelir.
Ayet-i kerime,de '' Şüphe yok, sana biat edenler muhakkak ki Allah'a biat ederler. Allah'ın eli, (kudret ve azemeti) onların ellerinin üstündedir.
Artık kim ahdini bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur ve her kim de Allah ile üzerine sözleşmede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da
Allah büyük bir mükafat verecektir.'' buyrulmaktadır. Fetih 10,cu ayet.
Bilindiği üzere Efendimiz Muhammet Mustafa Sallahü Aleyhi Vesellam Mekke-iMükerreme'de iken her sene Hac mevsimi şehrin dışına çıkar,her
taraftan gelen hacılar ile görüşür, onlara İslamiyet'i bildirir ,müslüman olmalarıını teklif buyururdu. Hz. Peygamber'in gönderilişinin on birinci
senesinde yine Mekke dışına çıkmış (Akabe) denilen bir tepede Medine-i Münevverden' den gelen bir cemaat ile görüşmüş, onlara islamiyeti
telkin buyurmuş, onlarda İslamiyet'le şerflenmiş Medine-i Münevvere'ye dönmüşler.
Bunlardan beş zat ile yine Medine-i Münevvere ehalisinden diğer yedi zat, ertesi sene Hac mevsiminde Mekke-i Mükerreme'ye gelmişler,
Akabe mevkiinde Resul-i Ekremle, görüşmüşler: '' Allah Teala'ya ortak koşmamak, zinada, hırsızlıkta, iftirada bulunmamak, kız çocuklarını
öldürmemek, hakkı müdafadan cekinmemek üzere bir Biat'ta bulunmuşlardır. Buna ''birinci Akabe biy'atı'' denilmiştir. Hz. Peygamber'in gönderilişinin
onüçüncü senesinde de yine Medine-i Münevvere ahalisinden yetmiş üç erkek ile iki kadın, Mekkey-i Mükerreme'ye gelmişlerdi. Ebu Eyyub-ül
Ensari Hz. de bunların arasında idi, Akabe mevkiinde Resul-i Ekrem Efendimiz ile buluştular, bu defa ''ikinci Akabe'' biat-ı gercekleşti.
Şöyle ki:Peygamber Efedimiz, Medine-i Münevvere'ye hicret buyurduğu taktirde onu kendi caların'dan daha iyi muhafaza edeceklerine ve ona
itaatde bulunacaklarına ve hertürlü tehlikelere karşı İslamiyet'i müdafaya çalışaçaklarına, müslümanların zayıflarına, fakirlerine yardım dair
söz verdiler. Resul-i Ekrem, sallallaü aleyhisselam de Medine-i Münevvere'ye hicret buyuracağını müjdeledi. İşte bu Fetih Suersi onuncu
ayet-i kerime,si bütün bu biat'ları içine alıyor.
Demek istedigim odur ki Peygamber Efendimiz zamanında Peygamber Efedimize Biat ediyordu Müslümanlar. Peygamber Efendimizin ahiret'e
irtihallerinden sonra sırasıyla. Hz. Ebu Bekir sıddık.(r.a.) Hz. Ömer b. Hattab (r.a.) Hz. Osman Zİ-n nureyn''iki nur sahibi demek'' (r.a.)
Hz. Ali b. Ebi Talib (r.a.) Allah C. Celaluhu hepsinden razı olsun. Daha sonraları fitne çıktı Peygamber Efendimiz'in Torunlarını katletiler
Allah C. Celaluhu hepsinin şefat'larından bizleri mahrum eylemesin. Bu konulara girecek deyilim. Medine-i Münevvere'in, Mescid'inin kapılarını
tuttular ya Abdülmelik b. Meravana Biat edersiniz veya hepinizi öldürürüz dediler. kerhen Biat ettiler bundan sora Müslümanlar kendi içlerinde
Alim, Fazıl, Arif kişilere Biat edile geliyor. İslam beldelerinde devlet reisleri dahi bu zatlara Biat edile geliyor.
Mesela Osman gazi Hz. Şeyh edbali'ye (k.s)na.Fatih Hz. Akşemsettin(ks)na Selcuklularda Mevlana Hz.(k.s) var Osmalının son dönemlrine
baktıgınızda Gümüşhanevi Dergahını yani Ahmed Ziyaüddin Hz. (k.s) Hz.lerini görürsünüz.
Günümüzde doğru yapılan azda olsa var. Müslüman'ların hemen hemen her konuda eksikleri oldugu gibi Biat konusunda'da eksikler'imiz var
Evvela Biyat'ın Din'i hükümü nedir? Biat kime nasıl yapılır? Uygulama, veya uygulamama konusunda hüküm nedir. Konumuzla alakalı Fetih 10,cu
ayet ve 10,larca Hadisi şerif var bunları iyi belleyelim bellemenizi araştırmanızı rica ederim. Belleyelimki müslüman'ların ilk yapması gereken Biat
yanlış olmasın başta bu yanlış olursa herşey yanlışgider Allah korusun. Biat'ı kimler alablir? bunu Hoca'larımız Şeyh'lerimiz bizl'ere bizatihi sözle,
kitablarında anlatmışlar bizleri yanlış yolara girmesinler, yanlış insan'ların peşine düşmesinler diye. Zahiri ve batını hükümlere göre Biat alması
hiçmi, hiç caiz olmayan kişiler çok, her zaman olacak Peygamber Efendimiz (S.A.S.) zamanı saadetlerinde ve sonrasında sahte peygamberler de çıkmıştı.
Bu zamada da Biat alan şeyh sayısında enfilasyon var Kimi bana rüyamda şeyh'lik verildi diyor kimisi bana hızır (A.S.A) verdi çogaltabiliriz kimide
babam Dedem şeyhti bende bu görevi üstleniyorum diyor veya dedittiriliyor. Nasıl oluyorsa üstlenmek? Mehmet Zahid Kotku (k.s) Efendimin bu gibi
kişilere ''İlhad, Zındıka ve ibahiyedendir'' buyurmaktadır. (Tasvvufi Ahlak cilt 2 sayfa 230) Allah hepimizi bulardan muhafaza eylesin.
Mehmet Zahid (k.s) ve emsali zevatı tanıyıb elini öpmek cümle müslümanlara bahusus bu fakirede nasib olsun. Mahmud Esad (k.s.) Efedimizde
Hacı Betaş-ı Veli ve Makalat adlı kitab'ında Şeyh den Şeyhe intikal eden şeylerden bahsediyor. Siz kardeşlerimden ricam araştırın, soruşturun
Mahmut Esad (k.s.) efendinin emiretigi gibi hesap sorun . Hz. Ömer b. Hatttab(r.a.) efendimiz Halife hutbede ben hata yaparsam ne yaparsınız?
dediginde. Sen hata yaparsan seni kılıcımla dogrulturuz diyerek klıncı çekiyorlar. Bizleri Allah af etsin çünkü müslüman'ların her hali acınaacak
halde.Biz Biat konusunu bile doğru dürüst beceremiyoruz. Onun için Müslümanı katlediyorlar Heryerde Müslüman itilib kakılıyor, Müslümanın,
vakıf'ları yağmalanıyor, Müslümanların faaliyet gösterdigi hizmet kurumları satılıyor. Kimsenin sesi çıkmıyor.Bize amaliyat olacak hasta gibi
anestezi yapmışlar uyuşturmuşlar Müslümanı öldürüyorlar kılımız kıpırdamıyor Malımızı talan ediyorlar sesimiz çıkmıyor neden?
Bizi uyuşturmuşlar vücut his duymuyor. İllmimizi almışlar imanımızı köreltmişler. Bu uyuşukluktan kurtulmanın yolu dinimizi iyi bellemeliyiz
sünnete sımsıkı sarılmalıyız.Peygamber Efedimiz(S.A.S.) ''Benim sünnetimden ayrılanlar Nuh (as)ın gemisine binmeyenler gibidir''buyurmaktadır.
Mehmet Zahid (k.s) Tasvvufi Ahlak c.2 s.85 de Hakiki üstazı, mürşidi ve mürebbiyi arayıp bulmak ta namaz, oruç gibi farzdır. buyurmuş.
Resulullah(S.A.S.) Efendimiz Hazretleri '' Zamanının Din önderini bilmeden ve Biat etmeden ölen kimse cahiliyye çağında ölmüş gibidir''buyurmuşlardır.
Mademki bu iş Namaz, Oruç gibi farz mademki Biat edilmesi gerekene Biat edilmesse cahiliye ölümü üzere ölünüyor? niçin Biat edecegimiz kişiyi
araştırmıyoruz fıtbol takımı tutar gibi kişilerin peşine takılyoruz. Mademki Allah ın rızasını arıyoruz arayalım araştıralım.Önçe işin mahiyet ini
öğrenelim sonra Allah a dua edelim ''Yarab benim gönlümün gözünü aç ki açki doğruları görebileyim'' diye. (Seven sevdigi ile beraberdir)
Hadis-işerifine mutlaka ve mutlaka muhatab olacağız.Allah korusun ya hırsızın haydutun banka hortumcusuna, Müslümanları soyup soğana
çevirene,ya müslümanların vakıf mallarını müslümanların kuruluşlarını satıp savana ya müslümanların ceplerini boşaltana.Yada ben şeyhim diye
imanımızı yok eden kişiyle berabersek onu seversek halimiz nice olur. Bu durum ve bu gibi kişilerden yani zındıklardan Allah'a sıgınırım.
Allah hepimizi affetsin Sevdiği ve razı olduğu kulları arasına kabul etsin inşaallah... El Fatiha.

28-02-2008

El-hamdü lilahi Rabb-il alemin, ves-salatü vesselamü ala seyyidina Muhammedin ve
ala alihi ve shabihi ecmain. ...Bir Fatiha üç ihlas-ı şerif okuyalım...
EMANET VE HIYANET
Bu iki kelime birbirinin zıddıdır onun için bu iki kelimeyi ayrı ayrı Luğat anlamına bakalım.
EMANET: Luğat anlamı: Eminlik. İstikamet üzeri bulunmak. Birisine bir şeyi koruması için
bırakmak. Emniyet edilip inanılan şey. Başkasının hukuku emniyet edilip inanılabilen. Os
manlılar Devrinde bazı devlet dairelerine verilen isim Şehr emaneti. rusumet emaneti
gibi.
HIYANET: Luğat anlamı: Hainlik. Vefasızlık. İtimatı kötüye kullanmak. Sözünde durmayıp
oyun emek.
Emanete riayet Müslümanların sıfatlarından İslamın şiair'i dir bunun zıddı Hıyanettir
Peygamber Efendimiz (s.a.v) hıyanet sahiblerini mezmum ve kötü olarak bildirmiş.
Hatta harb meydanından kaçan kişiden daha kötü oldoğunu bizlere bildirir. Harb mey
danından kaçmak şöyle dursun Askerlikten kaçıyorlar gitmemek için türlü bahaneler
uyduruyorlar. Yani hem Emanete Hıyanetlik ediyorlar hem askerlikten kaçıyorlar birde
siyasi parti kuruyorlar devlet idaresine talib oluyorlar.Şeyhlik yapmaya bile kalkıyorlar
bunlar hep milletin gözü önünde cereyan eden şeyler. Allah bunların şerrinden bütün
insanları korusun.amin. Geçtiğimiz yıllarda neler yaşadık. İslama uygun Banka diyerek
Müslümanların paralarını toplayıp neler yaptılar şirketler kurup nice müslümanı mağdur
ettiler. Müslümanlar bir araya geliyor hizmet için çocuk çoluğunun ekmek parasından
kısıp Hastahaneler Radyolar TV ler Gazeteler otomativ aş.ler Yayım evleri okullar neler
neler. Dostları sevindiren düşmanları kızdıran faliyetler şunabak şirketler saymakla
bitmiyor bunlar hepsi müslümanların ekmek parasından çocuklarının süt parasından
kısarak kurulan şirketler. Adama diyorlarki gel bu şirketleri bir süre sana emanet ediyo
rum hem sen bu işleri daha iyibilirsin mektebinide okudun bende bir süre yokum
diyor. Sonra ? Sonrası herkezin malumu. Müslümanların Dişinden tırnağından artırarak
kurdukları şirketler talan ediliyor. Hiçbir Müslüman çıkıpda hesap sormuyor hesap
sormak isteyen olsa bile muhatapları bulamıyor. Bu gibi şeyler Müslümanları çok
incitiyor Müslümanların birbirlerine olan emanet güvenini ortadan kaldırıyor. Bir
Müslman bunu nasıl yapar. İlk defa Mehmet Zahid Kotku Efedimizden (ks) duymuş
tum. Sizinde bildiğiniz meşhur hikaye ama tekralamak istiyorum.
Süleyman (as) bütün mahlukatı toplamış ama serçe kadar olan hüthüt kuşu gelmemiş
hüthüte elçi göndermiş acele gelsin diye. Hüthütün cevabı sert olmuş söyle Süleyman
(as)a fazla üzerime gelmesin yoksa sarayını başına yıkarım demiş. Süleyman (as)
bu cevaba çok şaşırmış. Elçiye git sor bakalım hüthüte sarayımı nasıl yıkacakmış
başıma. Hüthüt kuşu demişki serçe kadar, ayaklarıma vakıf tarlasından çamur alırım
sarayının tepesine bırakırım o azıcık çamur o sarayı helak eder demiş. Bu insanlar
bunları bilmiyorlarmı bu mübarek hocalarımızdan duymadılarmı bu gibi şeyleri
babalarımızdan dedelerimizden hiçmi dinlemedik Allah hepimizi afetsin amin.
Allah korusun bugibi kişiler birde hükümetin devletin başında olsalar insanların
hali nice olur. Emanet ve Hıyanet hakkında 12, 13 tane Ayet-i kerimeler vardır Emanete
riyayet edenlere sözlerinde duranlara methüsena ediliyor mükafatlarla müjdeleniyor.
Hıyanetlik edenlerede cehennemi haber veriyor.
Peygamber Efedimiz (s.a.v.) hazretleri ''Emanete riyayet etmeyenin imanı olmadığı
gibi ahde riyayet etmeyeninde dini yoktur.'' buyurmuşlardır. Buna benzer onlarca
hadisi şerif vadır. Emanet. Bize ne emanet? Din emanet sıhhat emanet çocuk çoluk
emanet komşular emanet birisi size bir şey anlatmıştır o emanet doğa, hayvanlar
emanet. Bugünlerde sıkıntısını çektiğimiz su, enerji vesaire hepsi emanete riyayet
etmediğimizden başımıza geliyor. Yani Allah (cc)nın yarattığı herşey emanet insanlar
birbirlerine emanet hatta imanımız bile bize emanet onu korumalıyız nasıl korumalıyız
Allahın emirlerini yerine layıkıile yerine getirmeliyiz. İtikadlarımızı ehli sünnete uygun
belleyip ve yaşamalıyız itikadla ilgili Mehmed Zahid Efendimizin Kitabı var bulabilir
seniz onu tavsiye ederim Gerçi Efeendi Hazretleinin kitaplarını ortadan kaldırdılar
çünkü o kitapların her bircümlesi delil vesikadır onun için yok ediliyor.
O kitapı bulamasanız Ahmed Ziyaüddin Gmüşhanevi Efedimizin Ehl-i sünnet
i'tikadı eseri var BEDİR YAYINEVİ den çıkmış onu tavsiye edrim.
Emanete hıyanet etmiyeceğiz ayrıca bu müafıklık alameti olduğunu Peygamber
(s.a.s.)Efedimiz bizlere bildirmiş. ''Münafıkın alametindendir konuştumu yalan konuşur
va'dinde hulf etmek, ve amanete hıyanet etmek'' oldugu her hadis kitapında vardır.
Yine Peygamber (s.a.s.) Hazretleri Açlık ve hıyanetlikten Cenab-ı Allah sığınmıştır.
Cenab-ı Allah hepimizi Emanete riyayet eden Hıyanetlikden uzak kalan sevgili
kullarından eylesin sevdiği ve razı oldugu kulları arasına bizleride dahil eylesin amin.
Salat ve selamların engüzeli Peygamber (s.a.s.) e ve onun temiz aline onun yolundan
gidenlere olsun. Esselamün aleyküm. El Fatiha.

gümüs isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla