|
|
|
|||||||
| Kayıt ol | Türkçe Filmler | Müzik Haberleri | Oyun Download | Arama | Bugünki Mesajlar | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#31 (permalink) | |||||||||
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Yaş: 26
Mesajlar: 6.548
Teşekkür: 114 661 Mesajında 1.428 Teşekkür Aldı Seviye: 56 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 2083 / 2083 Tecrübe Puanı: 500
Rep Puanı : 2000
Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Şaşırtan Devrim
Herkes Şaşırmıştı 1917-22, Rusya Rusya'daki Bolşevik devrimi herkesi şaşırtmıştı. Fransa, İngiltere ve ABD, Lenin ve Bolşeviklerin Rus hükümetinin başına dert olacağını tahmin ediyorlardı. Mart ayında Çarı tahttan indiren Kerensky hükümetini devamlı uyarıyorlar, Lenin'in bulunup öldürülmesinin en iyisi olacağını tekrarlıyorlardı. Ama asla Lenin'in devrim yapıp Petrograd ve Moskova'yı ele geçireceğini düşünmüyorlardı. Müttefiklere gelince, bu tam bir felaketti. Rusya, dört yıl boyunca milyonlarca Alman, Avusturyalı ve Türk askeri yutan bir cephe oldu. Çarı desteklemek için Murmansk üzerinden, Pasifik yoluyla Sibirya'nın doğu kıyılarına gemiler ulaştı. Çar düştükten sonra Kerensky'ye savaşta kalması için daha fazla destek vaat edildi ve 1917 yazında üç büyük Müttefik devlet silah ve cephaneyle beraber asker de gönderdi. Lenin başa geçtiğinde tüm Müttefik güçlerin derhal Rus topraklarından çıkmalarını istedi. Böylece yeni bir savaş başladı. Batı ve Sovyetler Birliği arasındaki ilişkinin 1917-22 yılları arsında nasıl olduğu pek az bilinir. Aslında bu, Müttefiklerin kaybettiği bir savaştır. İngiltere ve Fransa batıda çok daha büyük bir savaşın için deyken Rusya'yla bir savaşa girişmeleri çelişkili bir durumdur. En basit açıklama ise, Rusya'ya zaten yüzlerce milyon dolarlık askeri malzeme ve asker gönderilmişken bunların değerlendirilmek istenmesi olabilir. Aslında hazır Rusya savaştan çekilmişken o malzeme Batı cephesine gönderilmeliydi. Bazı Çar yanlıları, Kerensky yanlıları, savaş uzmanları ve milliyetçi gruplar Lenin'e karşı çıktılar, hepsi de tasfiye edildiler. Churchill'e göre, eğer önlem alınmazsa Bolşevikler tüm dünyaya yayılabilirdi. Böylece Batılı Müttefikler harekete geçti. Harekete geçmek iyi bir fikir gibi görünüyordu ama plansız bir şekilde ve sorumluluk alma konusunda pek heves duyulmadan işe girişilmişti. Ancak Lenin'in işini bitirme girişimi başarısız oldu. On binlerce İngiliz, Fransız ve Amerikan askeri Ortadoğu ve Pasifik yoluyla Murmansk'a geldi. Ancak hiçbirinin malzemeye göz kulak olmak dışında belli bir görevi yoktu. Bu arada Kızıl Ordu'nun başındaki Troçki cepheden cepheye koşuyor, başarılı savaşlar çıkarıyordu. Bir yandan Moskova'yı almaya çalışırken bir yandan da Urallar'da operasyonlar yapıyordu. Ukrayna'daki Alman güçlerine ve Batı İttifakına karşı isyanlar örgütlüyordu. 1918 Kasımında ateşkes imzalanmasından sonra Rusya'da asker tutmak anlamsız bir hale gelmişti. Almanya kaybetmiş ve antlaşmaya göre askerlerini sınırlarının gerisine çekmek zorunda kalmıştı. Bu, Ukrayna'dan da çekilmesi anlamına geliyordu. Churchill o sırada artık İngiltere yönetiminde değildi ve batıda savaşın sona ermesi üzerine Baltık Denizi ve Karadeniz üzerinden Rusya'ya asker gönderilmesi konuşuluyordu. Belli bir plan olmaksızın Rusya'yı Kızıl ve Beyaz hükümet olarak bölmeye çalışmak pek işe yaramadı. Dahası Lenin'e kuşaklar boyu etkisini gösterecek Batı karşıtı bir propaganda yapmak için malzeme verdi.
__________________
![]() ![]() Bizde bilirdik sevgiliye karanfil almasını, lakin aç idik yedik karanfil parasını.!!
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#32 (permalink) | |||||||||
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Yaş: 26
Mesajlar: 6.548
Teşekkür: 114 661 Mesajında 1.428 Teşekkür Aldı Seviye: 56 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 2083 / 2083 Tecrübe Puanı: 500
Rep Puanı : 2000
Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sahte Karşı-Devrimciler
Sahte Karşı-devrimciler Açığa Çıkıyor 1926, Moskova 1917'deki başarılı Bolşevik devriminden sonra yeni Sovyet yönetimleri rejimlerini yıkmak isteyen Batılı güçlere karşı uyanık olmak zorundaydı. Felix Dzerhinsky, adı Rusya Olağanüstü Devrim ve Sabotaj Karşıtı Savaşım Komisyonu olan ve amacı adından açıkça anlaşılan kurumun başına getirildi. Kurumun adı kısaca "Çeka" diye okunuyordu ve KGB'nin öncüsüydü. Dzerhinsky Rus devleti için düşmanları izlemenin en iyi yolunun aralarına ajan sokmak olduğunu düşünüyordu. İstihbaratla ilgili çalışmalarını bir adım daha ileriye götürdü ve hedefi Sovyet rejimini yıkmak olan sahte bir grup organize etti. Böyle bir grup Rusya içinde ya da dışında rejime karşı mücadele edenlerin ilgisini çekecekti ve böylece Çeka onları tanımış olacaktı. Bu grubun adı "Güven"di. "Güven", komünistleri düşürüp Beyaz Rusları başa getirmek isteyen Sovyet göçmenlerinden oluşuyordu. Üyelerinin çoğu Romanoflar zamanını özleyen ve Sovyetler Birliği içinde çalışan gruplara para yardımı yapmak isteyen, ancak bu işten hiç anlamayan zenginlerdi. Ayrıca "Güven" grubunun önemli bir gelir kaynağı da Amerikan ve İngiliz hükümetleriydi. Bu paravan kurumu kullanarak Dzerzhinsky, Sovyetler Birliğine karşı dışarıda yapılan propagandayı kontrol edebiliyor ve kimin dost, kimin düşman olduğunu öğreniyordu. "Güven" Sovyet istihbarat servisinin bir başyapıtıydı. Ancak Stalin'in verdiği emirlerle yapılanlar bu grubun gerçekte kimlerin elinde olduğunu ortaya çıkardı. Sidney Reilly, Çeka kurulmadan önce bile komünist Rusya için bir diken olmuştu. İrlandalı bir kaptan ve bir Rus annenin oğlu olan Reilly İngiltere'nin ilk serbest çalışan ajanlarındandı. Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki birçok hizmetine ek olarak Rus Devrimi sırasında Letonya ve Litvanya olaylarında önemli bir rol oynamıştır. İngiltere'ye dönerken Reilly, İngiltere ve ABD'yi Bolşevik rejiminin ne kadar uyanık olduğu konusunda uyarmıştı. Beyaz Ruslardan da büyük bir şüphe duyuyordu. Ona göre Beyaz Ruslar davaya zarar veriyordu ve yararsızdı. "Güven", Çeka tarafından yönetilirken Reilly'ye Finlandiya üzerinden ülkeye girme konusunda yardımcı olmak üzere yaklaşmış ancak Reilly şüphelenmişti. İngiliz destekçilerine, eğer başına bir şey gelirse bunun sorumlusunun "Güven" olacağına ve bu grubun güvenilmez olduğu yolunda haber göndermişti. Reilly, Rusya'ya Finlandiya üzerinden girdi ve anında Çeka tarafından yakalandı. Dzerzhinsky geç de olsa düştüğü tuzağı fark etti ve Reilly'nin "Güven" ajanları tarafından kurtarılıp İngiltere'ye gönderildiği bir gösteri planlamıştı. Ancak Stalin bu plana karşı çıktı, çünkü bir düşmanın ellerinden kaçıp gittiğini görmek onu rahatsız ediyordu. Stalin aynı zamanda Dzerzhinsky'nin de güçlendiğini ve gelecekte tehdit oluşturabileceğini görmüştü. Bu yüzden onun da Önünü kesmek gerekliydi. Reilly'nin kaderinin ne olduğu bugüne kadar açıklık kazanmadı, ancak yakalanmasından birkaç gün sonra idam edildiği sanılıyor. İngiliz Gizli Servisi bu görevle ilgisi olduğunu tabii ki inkar etti. Ancak "Güven" grubunun güvenilirliğinin olmadığı söylentisini de yine gizli servis yaydı. Dzerzhinsky'nin başyapıtı Sovyetler Birliği'nin varlığına en büyük tehditlerden biri olan bu adamın yakalanmasını sağladı ancak aynı zamanda da bu, örgütün sonu oldu. 1926'da öldüğünde Çeka 15 bin çalışandan iki yüz elli bin kişiye çıkmıştı. Personelin bir kısmı Rusya içiyle ilgilenirken büyük bir kısmının görevi İngiltere ile ilgiliydi. Hala Reilly gibi ajanlardan korkuyorlardı.
__________________
![]() ![]() Bizde bilirdik sevgiliye karanfil almasını, lakin aç idik yedik karanfil parasını.!!
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#33 (permalink) | |||||||||
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Yaş: 26
Mesajlar: 6.548
Teşekkür: 114 661 Mesajında 1.428 Teşekkür Aldı Seviye: 56 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 2083 / 2083 Tecrübe Puanı: 500
Rep Puanı : 2000
Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Düşman Nasıl Eğitilir
Rusya ve Almanya'nın Anlaşması 1930'lar, Rusya Almanya'nın askeri gelişimi klasik bir geri tepen tüfek vakasıdır. Metotlu çalışmaları bir anlamda ellerinde patlamıştır. Birçok insan silah geliştirme konusunda en büyük adımları Almanların attığını düşünür oysa bu düşüncenin aslı yoktur. Gerçekte bu işin erbabı İngilizlerdir. 1915'de Winston Churchill'in cesaretlendirdiği küçük bir grup İngiliz "tank" fikrini savunuyordu. Tank ismi bu silahın geliştirilme aşamasındaki kod adıyken, öyle kalmıştır. Bu adamlar batı cephesindeki savaşın tanklarla kazanılabileceğini savunuyordu. Birkaç modelin üretimine başlandı. Yalnız bir hata yapıldı. En gelişmiş model sürpriz bir şekilde ortaya çıkarılıp savaşa sürülebilecekken, her yeni model üretildiğinde savaşa sokuldu. Bu araçlar ilkel ve kısıtlı hareket olanağına sahip olmalarına rağmen çok şey vaat ediyordu. 1918'in başlarında J. F. C. Fuller adında genç bir İngiliz subayının yönetiminde bir çalışma grubu organize edildi. Görevleri 1919 yılına kadar savaşı kazanmalarını sağlayacak bir saldırı planlamaktı. Fuller'ın 1919 planında bazı ileri teknoloji gerektiren silahlar vardı. Büyük saldırı uzun menzilli bombaların atılmasıyla başlayacak, bu bombalar ön safların ötesindeki noktaları vuracak, ulaşım, iletişim ve kumanda merkezlerini yerle bir edecekti. Böyle bir saldın uçaklardan paraşütlerle indirme yapan askerlerle devam edecekti. Bu arada ana cephede tanklardan, zırhlı araçlardan, cephane kıyıcılarından oluşan çift sütunlu konvoy ilerleyecekti. İki sıra ırasında seksen kilometre olacaktı. Doğrudan düşmanın içine alacak iki dizi konvoy ve konvoylarla birlikte ilerleyen, sürek1i tepede dönüp duran savaş uçaklarıyla iletişim halinde olan radyo operatörleri de onları yönlendirecekti. İlerleyen iki ayrı sini en sonunda, birleşecek ve Alman saflarında seksen kilometrelik bir gedik açılmış olacaktı. Bu size tamdık mı geldi? Fuller bu büyük planı deneme şansını hiç bulamadı. Almanlar bu planın uygulanmasından altı ay önce çöktü ve ateşkes imzalandı. Fuller'ın planlan bir kenara bırakıldı çünkü nihai zafer büyük bir ateş gücüyle kazanılmıştı. Almanlar için ise Fuller'ın planı, çabuk, etkileyici, hesaplı ve makul geldi. Ayrıca çok az insan gücüne ihtiyaç vardı. Gelecekte bir savaşta kullanılabilirdi. Ancak 1919'da yaptıkları Versailles Antlaşması ağır silahlar yapmalarına izin vermiyordu. Sorun bu yeni silahları nasıl deneyebilecekleriydi. Gizli bir şekilde maket testleri yapıldı ancak açık alanda yapılacak testler yüzlerce kilometre kare büyüklüğünde alan ve binlerce asker gerektiriyordu. Müttefiklerin haberi olmadan böyle bir şeyi yapmak imkansızdı. Weimar Cumhuriyeti ordusunun başı bir öneriyle geldi. Er ya da geç Versailles şartları ortadan kalkacaktı ve o gün geldiğinde Almanya rakip ülkelerin çok gerisinde kalmış olacaktı. Sonunda tuhaf bir işe girişildi. Avrupa'nın öteki tarafı Sovyetler Birliği'ydi. Sovyetler de silahlarla uğraşıyordu, onlarla çalışmamak için bir neden var mıydı? Rusya'nın geniş bozkırlarında oynayacak o kadar geniş bir alan vardı ki. Hem de Batılıların gözlerinden uzak. Kızıl Ordu'nun askerleriyle silahlar test edilebilirdi. Bu, zekice bir fikirdi. Alınan uzmanlığı karşılığında Rus kaynakları, adil bir anlaşma olurdu. Birkaç tutucu adam buna karşı çıktı. Kızıllarla iş yapılmazdı. Daha birkaç yıl öne Polonya'yı neredeyse alıyorlardı. Onlara neden yeni bir savaş teknolojisi sunuluyordu ki? Buna verilen yanıt Rus teknolojisiniz hala 19. yüzyıl seviyesinde olduğu ve Almanlardan öğrendikleriyle silah yapamayacaklarıydı. Böylece Kızıl Ordu ve Weimar Ordusu arasında Rusya'da silah denemeleri yapmak üzere gizli bir anlaşma yapıldı. Birkaç ay içinde Alman savaş ve silah uzmanları Rusya'daydı. Kızıl Ordu'nun Özel birimleri rakip askerler rolünü oynuyordu. Tank yerine kamyonetler kullanılıyordu. Kızıl Ordu'nun sahip olduğu birkaç uçak da tepede dönüyordu. Birkaç yaz savaş oyunları devam etti. Her oyun bir öncekinin devamıydı. İlk saldırı için teknikler geliştirildi, motorlu araç kumandası, kontrol merkezleri, son teknoloji radyo araçları kullanıldı. Böylece bir kumandan tüm birlikleriyle ve uçaklarla iletişim halinde olabiliyordu. Böylece tanklar doğru zamanda doğru yere saldırabilecekti. Bu tür saldırılara nasıl karşı konulacağı da iyice çalışıldı. Savunmanın derinliği, tank saldırılarına karşı savunma ve motorlu birliklerin imhası. Böylece 1920'lerin sonlan ve 30'ların başında Alman ve Rus orduları fikir alışverişinde bulundular, ortak testler yaptılar, hatta arkadaşlıklar bile kurdular. Nazilerin güçlenmesi, Alman ırkının bütünlüğünü savunmaları ve komünizm karşıtı olmaları gibi nedenlerden bu program sona erdi. 1936'ya gelindiğinde zaten ihtiyaç da kalmamıştı. Versailles Antlaşması feshedildi, artık Almanya kendi topraklarında tatbikat yapabilirdi. Rusya'da yapılan çalışmalardan elde edilen yüklü bilgiler Alman endüstrisinin yararına kullanıldı. Ayrıca silah yapımına da hız verildi. Son teknoloji ürünü müthiş silahlar imal ediliyordu. Hızlı tanklar, ağır tanklar, 88 mm. toplar gibi silahlarla ve Stuka savaş uçaklarıyla donanmış bir ordu vardı. Bu ordu iki haftadan daha kısa süre içinde Polonya'yı teslim aldı. Sonraki baharda Fransız ordularını altı haftalık bir saldırıyla imha etti. Böylece Fransa'dan da intikam alındı. Sonra iş Rusya'nın işgaline geldi. Hitler'in danışmanları Rusya'yla girişilecek savaşın altı hafta süreceğini hesapladılar. Sovyet askerlerinin açık dizilimi ve yetersiz silahlanmaları sonucu savaşı Almanlar kazanacak ve Kızıl Ordu imha edildikten sonra Leningrad, Moskova ve Ukrayna'nın endüstriyel merkezi düşecekti. Kış geldiğinde güneyde Astrakhan'dan kuzeyde Murmansk'a kadar olan bölge Alman işgali altına girmiş olacaktı. İlk birkaç ay planlandığı gibi gitti. Sovyet birlikleri birbiri ardına listeden siliniyordu. Ağustos başlarında en azından kağıt üzerinde Kızıl Ordu tükeniyordu. Ancak savaş alanında ise pek öyle değildi. Sürekli yeni birlikler Alman ordusunun karşısına çıkıyordu. Ama asıl şok silahlarla ilgiliydi. Üçüncü sınıf uyduruk silahlarla karşılaşmayı bekleyen Almanların karşısında orta ağırlıkta modern tanklar vardı. Bugün efsane haline gelmiş T-34'ler Almanların sahip olduğu her silahtan üstündü. Ayrıca Rusya'daki şartlara göre hazırlanmış olduğundan karda kışta, dağda bayırda rahatlıkla ilerliyordu. Aralık ayında bu tanklardan binlercesi Alman saflarında ilerliyor ve Alman tanklarını ezip geçiyordu. Alınanlarda panik başlamıştı. Bu tankları nereden bulmuştu bunlar? 1920 ve 30'larda oynanan savaş oyunları Rusya'nın da yararına olmuştu. Ama bir fark vardı, Almanlar silahlarıyla her yerde gösteriş yaparken Ruslar kendi silahlanma programlarını gizlediler. Fabrikalardan, eğitim alanlarından ve Rus bozkırlarından çıkarmadılar. Yeni kuşak tank uzmanlarını Almanlar yetiştirmişti. Yüksek teknolojiye sahip bir iletişim sistemleri olmamasına rağmen Ruslar bu işi becermişti. Sadece tanklar üzerinde yoğunlaşmış ve T-34 adındaki bu güçlü tankları üretmişlerdi. Almanların öğrettiklerini iyi uyguluyorlardı. Almanlar yenilmek üzereydi. Kendi düşmanlarını kendileri eğitmişlerdi...
__________________
![]() ![]() Bizde bilirdik sevgiliye karanfil almasını, lakin aç idik yedik karanfil parasını.!!
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#34 (permalink) | |||||||||
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Yaş: 26
Mesajlar: 6.548
Teşekkür: 114 661 Mesajında 1.428 Teşekkür Aldı Seviye: 56 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 2083 / 2083 Tecrübe Puanı: 500
Rep Puanı : 2000
Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Müttefiğini Doğru Seç
Bazen En İyi Dostun En Büyük Kötülüğü Yapar 1939, Almanya ve İtalya Başlangıçtaki ilişkileri bir öğretmen-öğrenci ilişkisiydi. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'daki ilk faşist yönetim, İtalya'da Benito Mussolini liderliğindeki Siyah Gömlekliler darbesiyle geldi. Mussolini eski bir gazeteciydi. Roma'da 1922'de ona parlamento tarafından bir diktatörün sahip olabileceği tüm yetkiler verildi. Bundan kısa bir süre sonra Münih'te birileri Mussolini'yi örnek alıp bir darbe girişiminde bulundu ancak hemen hapse atıldı. On yıl sonra aynı kişi Almanya'nın başına geçti ve Mussolini'yle arkadaş olup ona bazı konularda danıştı. Politik açıdan İtalya ile pek anlaşamayan Avusturya ve Almanya için bu ilginç bir adımdı. İlk savaşta İtalya önce Almanya ve Avusturya'nın yanındayken sonra yan çizmiş ve Müttefiklere katılmıştı. Ancak faşist dayanışma bağlamında geçmiş unutulmuştu. Hemen bir ittifak kuruldu ve Axis Paktı imzalandı. Mussolini bu paktla Roma ve Berlin'in kaderinin birbirine bağlandığını duyurdu. Mussolini gibi bir müttefike sahip olmak, çenesi düşük şişman bir üvey kardeşe sahip olmak gibi bir şeydi. Sürekli hapse düşen ve para sorunları yaşayan bir kardeş. 1920'ler ve 30'lar boyunca Mussolini Roma'nın ihtişamını geri getirmek üzerine politika yaptı. Akdeniz yine eskisi gibi bir İtalyan gölü olacaktı. Libya'daki isyanı bastırdıktan sonra Mussolini gözlerini Etiyopya'ya çevirdi. Etiyopya tüm Afrika'da Avrupa emperyalizmine karşı başarıyla direnen tek ülkeydi. Mussolini tam bir katildi. Tek atışlık tüfeklere sahip küçük bir orduya karşı hava gücü ve zehirli gazla savaştı. Hitler, İtalyan müttefikinin kahramanlığını alkışlasa da derinden derine sıkıntı duymaya başlamıştı. Neden ilk önce Etiyopya gibi bir yeri istemişti ki Mussolini? Mussolini'nin hareketleri bir uyarı gibiydi. Hitler kendi saldırılarıyla ilgilenmeye başladı ve roller değişti. Güçlü olan Hitler, önemsiz bir yan roldeki kişi ise artık Mussolini'ydi. Mussolini 1939'da Arnavutluk'a girince bir krize daha neden oldu. Böylece dertli bir ulusa karşı büyük bir sorumluluk almış oldu. Arnavutluk'un ilhak edilmesi İngiltere ve Yunanistan arasındaki ilişkiyi sağlamlaştırdı ve Balkanlardaki gerginliği artırdı. Romanya ve Bulgaristan da faşist yörüngeye girse de Yugoslavya hala şanslıydı. 1939'da Fransa ve Almanya savaşa başladığında Hitler en yakın müttefikine dönüp, İtalya'nın da savaşa girmesinin akıllıca olduğunu söyledi. Böylece Akdeniz'de Fransız ve İngilizlere ait bazı kritik noktalan alabilirlerdi. Mussolini'nin dengesizliği kendini gösterdi ve bu teklifi reddetti. Aslında kendi açısından zekice bir karardı. İtalya için İngiliz ve Fransızlarla savaşmak pek akıllıca olmazdı. Mussolini savaşın ilk dokuz ayında, Almanya Fransa'yı yenme noktasına gelene kadar oturdu izledi. Kendisi için de pastadan bir dilim alabileceğini fark ettiğinde savaşa girdi. Savaşa son dakikada girmesi Hitler dahil, tüm dünyadan eleştiri aldı. İtalya artık Libya için hazırdı. Akdeniz'i bir İtalyan gölü haline getirmek hayaline start verilmişti. 1940 Eylülünde İtalyan ordusu Mısır'daki İngiliz ordusuna savaş açtı. Amaç Süveyş Kanalı'nı ele geçirmekti. Almanların stratejik planına göre Süveyş Kanalı'nın alınması yararlı olabilirdi ancak o noktada İngiltere'nin daha uzun bir süre savaş dışı kalması umuluyordu. Almanlar için İtalya sadece denizdeki bazı askerleri durdurmaya yarayacaktı. Ancak İtalyanlar ise çok daha büyük şeyler peşindeydi. İngiliz ordusu parlak bir saldırıyla İtalyan ordusunu dağıttı ve kendinden dört kat büyük bir gücü imha etti. Aynı zamanda başka bir İngiliz gücü ters yönde ilerliyor ve İtalyan sömürgeleri Etiyopya ve Somali'yi ele geçiriyordu. Bu ülkeler İkinci Dünya Savaşı sırasında özgürlüğünü kazanan ilk sömürgeler olurken İtalya'nın prestiji de yerle bir olmuştu. Sırada başka bir İtalyan saldırısı vardı; İtalyanlar Arnavutluk'tan sonra Yunanistan'a da saldırdılar. Oysa Hitler, Mussolini'ye bunu yapmamasını söylemişti. Balkanların geri kalanı için uzun vadeli bir plan yapmıştı ve şu anda bu planı bozmamak gerekliydi. Yunanistan'ın işgali sadece İngiltere'nin Balkanlara inmesine neden olurdu. Ama Mussolini burnunun dikine gitti. Ancak sonraki bahar İngiliz ve Yunan askerleri tarafından geldiği yere, Arnavutluk'a geri sürüldü. Daha kötü bir zamanlama olamazdı. Kış boyunca Hitler düşünmüş ve baharda havalar iyice ısınınca Rusya'yı işgal etmeye karar vermişti. Saldın 1941 Mayısının ortası için planlandı. Hitler, Napolyon'un Rusya'ya doğru Haziranda yola çıkıp, Eylülde Moskova'ya ulaştığını hatırlamıştı. Ancak kışın soğuğu ve karı yüzünden amacına ulaşamamıştı. Hitler daha erken davranıyordu. Balkanlardaki durum ise bu zamanlama hesaplarını tehdit ediyordu. İtalya Arnavutluk'tan atılırsa Yugoslavya İngiltere tarafında yer alabilirdi. Yunanistan'daki İngiliz askerleri Romanya ve Bulgaristan'ı tehdit edebilir ve Nazi savaş araçları için yakıt kaynağı olan Ploesti petrolü bile tehlikeye girebilirdi. Hitler'in sadece birkaç seçeneği kalmıştı. Önce Libya'daki durumu kurtarmak için oraya asker göndermek zorunda kaldı. Arnavutluk ve Yunanistan meselesinde ise tek seçenek vardı. Rusya'nın işgalini ertelemek. Hitler 6 Nisan 1941'de Yugoslavya'ya büyük bir ordu gönderdi. Saldırıda Almanların üstün silahlan gösteri yaptı. Bin askerden daha az bir kayıpla, Yugoslavya'ya yüz bin kayıp verdirildi. Başka bir Alman ordusu da Yunanistan'a daldı. İki aydan daha kısa bir süre içinde on binden daha az bir kayıpla Almanlar, İtalya için imkansız olan bir şeyi başardılar ve Yunanistan'ı aldılar. Bölgedeki İngiliz askerleri imha edildi. Bu arada Libya'ya İtalyanlara yardım etmek için giden Almanlar olmayı planlamadıkları bir yerde yayılmıştı: Kuzey Afrika. 1942'de Almanya'nın bu bölgede yüz binden fazla askeri vardı. Bu yüz bin asker Stalingrad'da olsaydı farklı gelişmeler yaşanabilirdi. Barbarossa Harekatı (Rusya'ya saldırının kod adı) sonunda planlanandan altı hafta geç başladı. Hitler'in orduları altı ay sonra Kremlin'e ulaştı. Sonra da Aralık ayının ilk haftasında geri çekildi. 1943'e gelindiğinde yaklaşık 300 bin Alman, Kuzey Afrika'da savaşıyordu ve hemen hemen hepsi öldü. Kuzey Afrika'daki bu yenilgi daha sonraki yenilgilerin habercisiydi. Belki de en kanlısı Yugoslavya'da yaşanandı. Bölgede ilk kez başarılı olunmuştu ancak sonra İtalyanların kontrolüne bırakılınca Mussolini'ni her şeyi eline yüzüne bulaştırdı. 1942'de başta Tito'nun komünist partizanları olmak üzere, çeşitli direniş grupları örgütlenip saldırmaya başladılar. 1943'de Yugoslavya kanayan bir yara ve kaynayan bir kazandı. Komünist partizanlar, kralcılar, milliyetçiler, İtalyanlar ve Almanlar arasında sert çatışmalar oluyordu. Yugoslavya'nın geniş bir bölümü özgürlüğüne kavuşmuştu. Almanya sonunda bölgeye büyük bir ordu gönderdi ve Napolyon Savaşları'nda Fransa'nın İspanya'da karşılaştığı gibi Almanlar Yugoslav gerilla savaşıyla karşılaştılar. Bu, Almanlar için alışılmadık bir savaştı. Hitler'in dahiyane planı II. Dünya Savaşı'nın nedenlerinden biriydi. Mussolini ile müttefik olmasına gelince, Mussolini Hitler'e borcunu Rusya'ya iki yüz bin asker göndererek ödemeye çalıştı. İtalyanlar bu savaşta tüm II. Dünya Savaşı'nda kaybettiklerinden daha fazla adam kaybettiler. İtalyanlar, Stalingrad'daki Alman Altıncı Ordusuna yardıma gidiyordu. Ancak Rus saldırılan karşısında İtalyanlar da dayanamadı ve Altıncı Ordu'nun sonu hazırlandı. Yine de Hitler arkadaşına sonuna kadar sadık kaldı. Müttefikler 1943'de İtalya'yı işgal ettiğinde, o güne kadar ortada görünmeyen, adı duyulmayan İtalya kralı parlamentoyla bir olup Mussolini'yi makamından indirdi. Şaşırtıcı bir şekilde Mussolini hır çıkarmadan yönetimden ayrıldı. Tutuklandı ve İtalya savaştan çekildiğini açıkladı. Hitler bir komando birliği gönderip Mussolini'yi kaçırdı ve ülkesinin kuzeyine gönderdi. Ve ona kukla bir hükümet ayarladı. 1945'de her şey bittiğinde Mussolini ülkeden kaçmaya çalıştı. Ancak İtalyan partizanlar tarafından yakalandı ve sokaklarda sürüklendi. Sonra da bir benzin istasyonunun levhasına asıldı. Mussolini ölümüyle bile Hitler'e ilham verdi. Hitler Ruslar tarafından sarıldığında çevresindekiler kaçmak için bir yol bulabileceği konusunda onu ikna etmeye çalışırken Mussolini'nin asılmış bir resmi Hitler'e ulaştı. Hitler asla o duruma düşmek istemediğine karar verdi ve kafasına bir kurşun sıktı. Müttefikler bayağı şanslıydılar; Mussolini onların yanında değil Hitler'in yanında yer almayı tercih etmişti.
__________________
![]() ![]() Bizde bilirdik sevgiliye karanfil almasını, lakin aç idik yedik karanfil parasını.!!
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#35 (permalink) | |||||||||
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Yaş: 26
Mesajlar: 6.548
Teşekkür: 114 661 Mesajında 1.428 Teşekkür Aldı Seviye: 56 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 2083 / 2083 Tecrübe Puanı: 500
Rep Puanı : 2000
Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Kapısı Açık Kale
Maginot Hattı 1939, Fransa Şu Kamerun Savaşı'nı bir hatırlasanıza. Hani Fransızların 1860'da Meksika'yı işgalinde 60 Fransız lejyoneri 3 bin Meksikalının tuzağına düşmüştü. Kamerun'da o gün hala törenlerle kutlanır. Maginot Hattında da buna benzer bir olay meydana gelmişti. Fransız askeri uzmanları Birinci Dünya Savaşı'nın olumsuz etkilerini en aza indirgemek için harika bir yol bulduklarına inanıyordu. Ancak bu plan, hem Alınanlardan, hem de Fransa'nın işe yaramayan müttefikleri Belçika ve İngiltere'nin üzerlerine düşeni yapmamasından dolayı başarısız olmuştu. Fransızlar bu kusursuz planın işe yaramadığına çok şaşırdılar. 1914'den 1916'ya Fransız ordusunu coşturan felsefenin kökleri Napolyon'a dayanıyordu: Teknolojik üstünlükleri ne olursa olsun, fanatik derecede inançlı bir ordu her türlü düşmanı yenen Bunun Fransa'ya maliyeti 1916'ya kadar makineli tüfeklere karşı göğsünü siper eden toplam bir milyon asker oldu. Neredeyse yansı da Verdun'da kaybedildi. O yılın sonunda da Fransız ordusu zaten isyan etti. Fransız komutanlar orduya ağır saldırılardan kaçınılacağı sözü vererek kontrolü ele almaya çalıştı. 1918'de Fransa ihtiyatlı bir şekilde tekrar saldırılara başladı. Ancak büyük kayıplardan sonra artık tamamen savunmaya dayalı bir savaş politikası izliyordu. Önceki üç yüzyılda 14. Louis'nin emrinde çalışan Vauban adlı mühendisin zamanından beri Fransa askeri mühendisliğin üstadı kabul ediliyordu. Verdun'un etrafındaki surlar hayli eskiden kalma ve yeterince korumalı olmasa da o bölgedeki en ağır Alman saldırısını püskürtmeyi başarmıştı. Almanya, Rusya, ABD ve İngiliz strateji sileri hendekleri aşmak için saldırı sistemleri bulmaya çalışırken Fransızlar bu programı yürürlüğe koyan Maginot'nun adıyla anılan Maginot Haiti'ni oluşturdu. Hattın inşası 1920'lerin sonlarında başladı ve küresel bir ekonomik kriz yaşanmasına karşın 30'ların başında inşaat hızla ilerledi. Dünya tarihindeki surlarla ilgili en büyük girişimdi. (Biri hariç, onu başka bir makalede tartışmak lazım.) İsviçre sınırından Fransa, Lüksemburg ve Belçika sınırlarının birleştiği Arden'a kadar olan hatta binlerce ton beton döküldü. Bu set gerçekten de önemli bir mühendislik örneğiydi. Genelde 25 metreden daha derindi, üzerinde barakalar, tiyatrolar, hastaneler ve dar da olsa bir demiryolu vardı. Bir dahaki savaşta kimyasal gazların kullanılacağı düşünülerek hava filtresi sistemleri ve hava kilitleri de mevcuttu. Son savaşın etkilerini taşıyan bir orduya moral vermek için her şey düşünülmüştü. Bolca sağlanan en iyi şaraplar, aşçılar, resimler bu yapıda sıradan şeylerdi. Setin üstü silahla doluydu. Ağır toplar tamamen yer altına saklanmıştı. Savaş anında kamuflajın altından çıkıp ateş ettikten sonra da yerin içinde kaybolacak şekilde ayarlanmıştı. Duvarlarda ise daha hafif silahlar serpiştirilmişti. Yer altında tamamen korunmalı bir şekilde duran askerlerin periskoplarla kullanabileceği makineli tüfekler, her açıyı görüp vurabilecek silahlar yerleştirilmişti. Savaş ya da bir kriz sırasında savaşan askerler içeriden desteklenebilecekti. Sur hattı kapatılıp savunmaya geçmek de mümkündü. Almanlar bir akılsızlık yapıp da saldırmaya kalkarsa her şey hazırdı. Sadece tek bir sorun vardı. Fransızlar arka kapıyı açık bırakmıştı. Yani arkaları tamamen açıktı. Bunun esas nedeni diplomatikti. Maginot Hattı ilk tasarlandığında İsviçre sınırından Manş Denizi'ne kadar 640 km. olması planlanmıştı ancak sonra Belçika sorunu çıkmıştı. Belçika, Birinci Dünya Savaşı'nda sadık bir müttefikti ama sonradan kendini tarafsız ilan etmişti. Bu nedenle de bu seti Belçikalılar bir tehdit olarak görüyordu. Setin inşası Fransa'nın Belçika'nın tarafsızlığını dikkate almadığını ve Belçika'nın da Almanya'yla sorun çıkması halinde kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacağını ima ediyordu. Fransa, Lüksemburg ve Belçika'ya birlikte bir savunma hattı oluşturmayı teklif etti. Ama olumlu yanıt alması olanaksızdı. Belçika bunun tarafsızlığına gölge düşüreceğini ve Almanya'yı da kızdıracağını düşünmüştü. Belçika açısından dar kafalılığından kaynaklanan aptalca bir karardı. Ancak Fransızların sonraki adımları da pek akıllıca değildi. Fransızlar, Ardennes'nin kuzeyine doğru devam eden set inşasını durdurup beklemeye koyuldu. Kuzeye doğru önemli stratejik noktalarda bile inşaata devam etmeyi düşünmediler. Meuse geçidi, önemli demir yolları, Amiens kavşağı gibi yerleri güven altına almadılar. İnşaat, bir nehrin yarısına kadar giden bir baraj yapıp, suyun durmasını beklemeye benzemişti. Bu politikanın bir nedeni de aslında parasaldı. İşe girişirken fazladan para ayırmış olmalarına rağmen Fransa'nın kaynakları tükenmişti. Zaten son iki bin yıldır Fransa'ya gelen saldırılar hep kuzeyden olmuştu. Bir fikir de güneye böyle bir set çekerek tüm adamlarını kuzeye kaydırma şansına sahip olmalarıydı, ama set inşa etmek bir savunma şekliyken bu fikir de tuhaf geliyor... Sonunda 1939'da kriz patlak verip de Fransa ve İngiltere Almanya'ya Polonya'nın işgali yüzünden savaş ilan ettiğinde komedi başladı. Belçika da hemen harekete geçerek Fransız ve İngiliz askerlerinin topraklarına ayak basamayacağını açıkladı. Ne de olsa tarafsızdı. Birkaç kişi Belçikalıları boş verip ilerleyelim dediyse de buna karşı çıkıldı. Sonraki dokuz ay içinde Fransız ve İngiliz askerleri Belçika sınırına yığılıp, Almanlar saldırsa da biz de Belçika'ya girsek diye beklemeye başladı. Maginot Hattında ise bir miktar asker bırakılmıştı, ancak Almanlar nasıl olsa buradan saldırmaz diye askerlerin çoğu kuzeye takviye gücü olarak kaydırılmıştı. Nihayet 10 Mayıs 1940'da Almanlar Belçika'ya girdiler ve Belçika da müttefiklerin yardım için topraklarına girmesine mecburen izin verdi. (Aslında böyle komşuya ne derdin varsa kendin çöz, başının çaresine bak demek lazımdı ama neyse...) Almanların, Belçika'ya yapılan bir saldırıda müttefiklerin harekete geçeceği varsayımına dayalı planı zekiceydi. Müttefikler Belçika'ya girdi. Almanlar birkaç gün daha bekledi. Sonra Ardenne'nin kuzeyinden Fransa'ya daldı. Belçika'daki savaşta müttefikler yüz binlerce asker kaybetti. Bu zaferden sonra Almanlar güneye ilerleyip 10 Haziran'da Paris'i aldılar. Bir hafta sonra da Fransa ateşkes imzaladı ve savaştan çekildi. Maginot Hattı mı? Kimsenin çarpmak istemeyeceği bir duvar olarak hayatını sürdürmeye devam etti. O kadar mükemmeldi ki, kimse ona saldırmaya cesaret edemezdi. Ancak o kadar pahalıya mal olmuştu ki, Fransızlar, Almanlar saldırsa da şu duvar işe yarasa diye bakıp durdular. Almanların ise hiç öyle bir niyeti yoktu. Fransa'da bayağı bir sallandıktan sonra Almanlar hatla yüz yüze gelmişlerdi ama yanlış taraftan. Silahlar yanlış tarafa dönüktü! Almanlar, Fransızları çatışmaya girmeden teslim almaya çalışıyorlardı. Fransızlar da uğraştırmadan teslim oluyordu. Fransızların intihar sayılabilecek bir onurla Almanlara "kolaysa siz gelin alın" vakalarına çok az rastlandı. Bu ender vakalarda da Almanlar trajik tepkiler veriyordu. Beraberlerinde getirdikleri ağır inşaat makineleriyle, "gelin alın" diyenlerin evlerini başlarına yıkıyorlardı. Sonuçta Maginot Hattı büyük bir mezar oldu. Birkaç yıl sonra Fransızlar duvarın bir kısmını otoyol yapmak için yıktılar. Otoyol inşaatı sırasında yedi yıl boyunca duvarların altındaki sığınaklarda yaşayan yarım düzine adam buldular. Adamların arkadaşlarının çoğu delirmiş ya da intihar etmişti. Hayatta kalanlar konserve, peynir ve büyük miktarlardaki şarapla beslenmişti. Yasal olarak ölü ilan edildiklerinden eve dönüşleri tuhaf olmuştu. Çünkü karıları evlenmişti! Bu milyonlarca dolarlık yatırım bugün ilk amaçlarından birini hala gerçekleştiriyor: Harika bir şarap mahzeni görevi görüyor. Bölgenin çiftçileri de dahiyane bir fikirle hattın bazı kısımlarını gübreyle kaplamış paşa paşa mantar yetiştiriyorlar.
__________________
![]() ![]() Bizde bilirdik sevgiliye karanfil almasını, lakin aç idik yedik karanfil parasını.!!
|
|||||||||
|
|
|
|
|
#36 (permalink) | |||||||||
|
Administrator
![]() Üyelik tarihi: Feb 2008
Yaş: 26
Mesajlar: 6.548
Teşekkür: 114 661 Mesajında 1.428 Teşekkür Aldı Seviye: 56 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ]Aktiflik: 2083 / 2083 Tecrübe Puanı: 500
Rep Puanı : 2000
Rep Derecesi : ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Buşido Politikası Kazanamayacaklarını Bildikleri Halde Savaşa Girdiler 1941, Japonya Bazen propaganda o kadar iyi yapılır ki, propagandayı yapan bile söylediklerine inanır. 1941'de Japonların ABD ile savaşa girme karan almaları böyle bir aldanmaya örnektir. Japonların samuraylara kadar giden ihtişamlı askeri geleneği pek meşhurdur. Japonya hızla gelişen Batı dünyasına ayak uydurmak için canla başla çabaladı ve 1904-1905 Rus-Japon savaşında Rusya gibi bir Batı devini yenerek dünyayı şaşırttı. Birkaç yıl sonra Japonya, İngiltere ile Pasifik'te bir ittifak anlaşması yaptı ve Birinci Dünya Savaşı boyunca Batı'ya sadık kaldı. Ancak savaş sonrası pastanın bölüşülmesi sırasında Müttefikler Japonya'yı unutmakla büyük bir hata yaptılar. Japon elçilerinin Versailles'da anlaşma yapılırken takdimi çok komikti, çünkü geleneksel Japon kıyafetleriyle gelmişlerdi. Truk ve Gilbert adaları gibi uyduruk, eski Alman kolonileri verilip yollanmıştı Japonlar, Bu arada görüşmeler ve anlaşmalar da esas oğlanlar arasında devam ediyordu. 1920'lerin anlaşmaları Japonlar için bir hakaret gibiydi, çünkü bir ada devleti olan Japonya'nın donanmasına sınır getiriliyordu. Batı dünyası Japonya'nın Pasifik'in dışına çıkmasını istemiyordu. Ayrıca bir büyük hakaret daha yapıldı. Mançurya'da askerleri olan Japonya'ya karşı ABD, Çin'in kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olduğunu ve kimsenin Mançurya'ya göz koymaması gerektiğini bildiren bir açıklama yaptı. Japonya için bu dayanılmaz bir iki yüzlülüktü. Daha bir kuşak önce İngiltere, Fransa, Almanya ve minik Belçika bile tüm dünyada acımasızca bir sürü sömürge ele geçirmişti. ABD ise İspanyollarla bir savaşı körüklemekten çekinmemiş ve Pasifik'te kalan son İspanyol sömürgelerini almıştı. Japonlar ilk başta şaşırdı. 1930'da Sovyet birlikleri Mançurya'ya uydurma bir nedenden dolayı girdi ve sonra çekildi. 1931'de ise Japonya, Mançurya'da bir darbe yaptı ve birkaç ay içinde kendi kontrolünde kukla bir hükümet kurdurdu. Rus yayılmacılığına karşı önlem aldığını söylüyordu ancak bu gerekçe Batı'yı memnun etmedi. Çin'in sırası birkaç yıl sonra geldi. Japonya eski bir tekniği kullanarak Çin'e gönderdiği askerlerin buradaki anarşiyi engelleme amacında olduğunu açıkladı. Milliyetçi Çin, Komünist Çin ve Japonya arasında üçlü bir savaş başladı. Ama dışarıdan bakıldığında, özellikle ABD'de en büyük düşman Japonya gibi gözüküyordu. Japonya 1937'de Nanking'e saldırarak ABD'nin Çin'i korumasını zora soktu. 250 binden fazla sivil öldü. Amerikan misyonerleri olaylara şahit oldu ve kameralarla görüntüledi. Bunun üzerine ABD, Japonya'ya karşı sertleşti. ABD'nin uyguladığı baskıyla Japonya Çin'in tamamım fethetmekten vazgeçti ve daha az saldırgan bir politika izlemeye karar verdi. Ancak ABD, Japonya'dan nefret etmeye başlarken bir şey oldu; Panay Olayı! 12 Aralık 1937'de Japonlar Nanking yakınlarında demirlemiş Amerikan savaş gemisi Panay'e saldırdı. Amerikan askerlerinden ölenler oldu. (Aya ilk ayak basan adam Neil Armstrong'un babası da bu gemiden kurtulanlar arasındaydı.) Japonya daha sonra özür diledi ve tazminat ödedi. Ama iki taraf da bunun bilinçli bir saldırı olduğunu biliyordu. Japonların olaya bakışı sertleşiyordu. Öteki büyük güçler sömürgelerini almışlardı ve Japonların da böyle bir hakkı olmalıydı. Japon ordusunda iki farklı görüş belirdi: "Kuzey Ekolü" ve "Güney Ekolü", Kuzey Ekolü, Çin'e daha sert çıkılmasını ve Rusya'ya karşı savaş açılmasını savunuyordu. Sibirya'nın geniş toprakları ve Orta Asya'nın petrol kaynakları Japonları bekliyordu. Ancak 1938 ve 1939'da Rusya'yla girişilen çatışmalarda Japon ordusu dağıldı. Bu durumda Güney Ekolü ağırlık kazandı. Bu ekolün esas amacı sömürge kazanmaktı. Hollanda ve Fransa'nın sahip olduğu sömürgelerde zaten petrol vardı. Ve Avrupa'da savaş patlak verince buralar daha da çekici hale geldi. Bu sömürgelerdeki petrolün ele geçirilmesi Japon donanması için sınırsız yakıt anlamına gelecekti ve belki de İngiltere tahtının mücevheri Hindistan Japonların olacaktı. Karar anı gelmişti. Onlara engel olabilecek tek bir güç kalmıştı: ABD. Ama bu arada da ortaya ilginç bir durum çıkıyordu, çünkü 20, yüzyılın başından beri birçok Japon genci üniversite eğitimi için Amerika'ya gidiyordu. Japon donanmasının stratejisti, ünlü amiral Yamamato bile eğitimini Amerika'da almıştı. ABD'nin yetiştirdikleri şimdi ABD'ye karşı savaşacaklardı. Hitler, ırkların karışması, Hollywood ve caz müziği gibi şeyler yüzünden ABD'nin gücünü kaybettiğini iddia ediyordu. Kendi ırkçı teorileri ve üstün savaşçılıklarıyla kafayı bozmuş olan Japonlar da Amerikalıların savaş meydanında kendilerinden korkacağım düşünüyorlardı. Buşido geleneğinden Amerikalıların haberi yoktu. Buşido göğüs göğüse çarpışma demekti. Böyle bir çatışmada doğal olarak Amerikalılar kaçacak ve zafer Japonların olacaktı. Güney ekolü üstün geldi ve Pasifik bölgesindeki sömürgelere ilerlemek için planlar geliştirildi. Fransız hükümetinin düşüşünden hemen sonra 1940'da Japonlar Fransa'ya ait Hindi Çin kıyılarına gösterişli bir birlik gönderdi. 1940 Eylülünde ise Fransızlara ait bölgede hava üsleri kurmaya başlayınca ABD de Japonya'ya çelik ambargosu koydu. Ayrıca Japonya Hindi Çin'in tümünü ele geçirmeye kalkarsa Japonya'nın petrolünü de keseceğini duyurdu. 1941 baharının sonlarında Japonya harekete geçti. Hindi Çin'in geri kalanını kontrol altına aldı ve ABD daha önce söylediği gibi Japonya'nın petrolünü su keser gibi kesiverdi. Japonya çizgiyi geçmişti ve iki taraf da buna hazırdı. Japonya büyük miktarlarda petrol stoku yapmıştı. Ancak savaş şartlarında Doğu Endonezya'daki stoklar ele geçirilmezse bir yıldan daha kısa bir sürede bu stok tükenirdi. Güney Ekolü Japonya'yı ABD ile kafa kafaya bir sava |